Kategoriler
CEZA HUKUKU

YARGI GÖREVİ YAPANI, BİLİRKİŞİYİ VEYA TANIĞI ETKİLEMEYE TEŞEBBÜS/YARGITAY CEZA GENEL KURULU 01.12.2015 TARİHLİ VE 547-426 SAYILI KARARI

ÖZET: Suç tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi üyesi olan sanığın Sulh Ceza Mahkemesinde görülmekte olan bir davanın sanıkları lehine rapor düzenlemesi konusunda bilirkişiye telkinlerde bulunduğu anlaşılmakta ise de, sanığın söz konusu dosyayla ile ilgili olarak herhangi bir görev ve yetkisinin olmaması ve olaya ilişkin yargılamaya da katılmamış olması nedeniyle, disiplin suçu oluşturup oluşturmayacağının takdir ve tayini mercisine ait olmak üzere, eylemin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturmayacağı, sanığın eyleminin 6352 sayılı Kanun ile değişik “Yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs” başlıklı TCK’nın 277/1. maddesinde düzenlenen suç kapsamında kaldığı düşünülebilir ise de bilirkişiyi etkilemeye teşebbüs şeklindeki kanuni düzenleme, 18.01.2012 olan suç tarihinden sonra 02.07.2012 tarihinde yapılan değişiklik ile maddeye eklendiğinden suç tarihi itibarıyla eylemin TCK’nın 277. maddesinde düzenlenen suçu da oluşturmadığı kabul edilmelidir.

ÖZET: Suç tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi üyesi olan sanığın Sulh Ceza Mahkemesinde görülmekte olan bir davanın sanıkları lehine rapor düzenlemesi konusunda bilirkişiye telkinlerde bulunduğu anlaşılmakta ise de, sanığın söz konusu dosyayla ile ilgili olarak herhangi bir görev ve yetkisinin olmaması ve olaya ilişkin yargılamaya da katılmamış olması nedeniyle, disiplin suçu oluşturup oluşturmayacağının takdir ve tayini mercisine ait olmak üzere, eylemin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturmayacağı, sanığın eyleminin 6352 sayılı Kanun ile değişik “Yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs” başlıklı TCK’nın 277/1. maddesinde düzenlenen suç kapsamında kaldığı düşünülebilir ise de bilirkişiyi etkilemeye teşebbüs şeklindeki kanuni düzenleme, 18.01.2012 olan suç tarihinden sonra 02.07.2012 tarihinde yapılan değişiklik ile maddeye eklendiğinden suç tarihi itibarıyla eylemin TCK’nın 277. maddesinde düzenlenen suçu da oluşturmadığı kabul edilmelidir.

Sanığın, zincirleme biçimde görevi kötüye kullanma suçundan mahkûmiyetine karar verilen somut olayda, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa yüklenen görevi kötüye kullanma suçlarının unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamına göre; Suç tarihinde K. Ağır Ceza Mahkemesi üyesi olan sanığın 12.09.2007 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi üyeliğinde çalışmak ve gerektiğinde diğer işlere bakmak üzere görevlendirildiği,

Sanığın üzerine atılı görevi kötüye kullanma suçlarına ilişkin ilk eylemde; K. Sulh Ceza Mahkemesinin … esas sayılı dosyasında bilirkişi olarak görev yapan polis memuru A. A.’ye dosyanın sanıkları olan gümrük muhafaza memurlarını tanıdığını söyleyerek sanıklar lehine rapor hazırlaması hususunda telkinlerde bulunduğu, bilirkişiyi adliyede görev yapan polisler aracılığı ile birkaç kez yanına çağırdığı, bilirkişinin gelmemesi üzerine amirlerine şikayet ettiği, istediği gibi rapor hazırlamaması üzerine bilirkişinin tanıdığı bir gümrük muhafaza memuruna “istediğim gibi rapor hazırlamamış ben de amirlerine söyledim, M. ilçesine sürdürdüm” şeklinde sözler söylediği,

Tanık A.A.; K. İl Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme Şube Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yaptığını, K. Sulh Ceza Mahkemesinin … esas sayılı dosyasında bilirkişi olarak görevlendirildiğini, keşiften birkaç gün sonra K. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanının koruması olan polis memuru A.’nın kendisini arayarak adliyeye gelmesini istediğini, adliyeye gittiğinde sanığın çağırdığını öğrendiğini ve bahçede beklemeye başladığını, sanığın geldikten sonra kendisini adliyenin bahçesinde bir kenara çekerek “Sen Sulh Ceza Mahkemesi’nde … esas sayılı dosyada bilirkişi olarak atanmışsın, yargılananlar bizim çocuklardır, iyi çocuklardır, raporunda olumlu görüş bildir” şeklinde sözler söylediğini, çok şaşırdığını ne diyeceğini bilemediğini,

bu olaydan birkaç gün sonra polis memuru A.’nın tekrar arayarak sanığın çağırdığını söylediğini, aynı olay nedeniyle konuşacağını düşünerek müsait olmadığını söylediğini, bir gün sonra A.’nın tekrar arayarak sanığın çağırdığını söylediğini, yorgun olduğunu söyleyerek gitmediğini, bu olaydan birkaç gün sonra sanığın K. İl Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme Şube Müdürlüğüne gelerek şube müdürünü ziyaret ettiğini, sanık çıktıktan sonra şube müdürünün yanına gittiğini, şube müdürünün kendisine “hakim bey Sulh Ceza Mahkemesindeki bilirkişiliğin ile ilgili olarak sitem etti, çağırmasına rağmen yanına gitmediğini söyledi” şeklinde sözler söylediğini, şube müdürüne olayı olduğu gibi anlattığını, onun da kendisine hak verdiğini, bu olaydan birkaç gün sonra Adliye’nin önünde görev yapan trafik polisi M. O.’nun arayarak sanığın çağırdığını söylediğini, dosya ile ilgili raporu yazıp verdiğini ve gelmek istemediğini söylediğini, ayrıca sanığın eskiden Ö. Gümrük müdürlüğünde memur olarak görev yapan M. T.’ye de kendisi ile ilgili “sanıklar lehine rapor düzenlememiş, olumsuz görüş bildirmiş,

ben de onu amirleri ile görüşerek M. ilçesine sürdürttüm” şeklinde sözler söylediğini beyan ettiği, Tanığın ifadesinde belirttiği tanıklar A.K ve M.O. ve M.T.’nin tanığın beyanlarını doğrular nitelikte beyanlarda bulunduğu, Gümrük muhafaza memurlarının yargılandığı K. Sulh Ceza Mahkemesinin … esas sayılı dosyasında 18.11.2011 tarihinde tensip yapıldığı, 27.12.2011 tarihli ilk oturumda 06.01.2012 tarihinde keşif yapılmasına karar verildiği, belirlenen tarihte keşif yapıldığı, bilirkişi olarak polis memuru A.’nın belirlendiği, bilirkişinin raporunu 18.01.2012 tarihinde mahkemeye ibraz ettiği, mahkeme hakimi tarafından 19.01.2012 tarihinde dosyasına konulmak üzere havale edildiği, 12.02.2012, 03.04.2012 tarihli oturumlardan sonra 10.05.2012 tarihli oturumda sanıkların TCK’nın 257/2 ile CMK’nın 231. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, dosya ile ilgili bütün işlemlerin hâkim S.T. tarafından yapıldığı, sanığın bu dosyadaki yargılamaya katılmadığı,

Sanığın üzerine atılı suçlamaları kabul etmediği, zaman zaman K. Sulh Ceza Mahkemesinin duruşmalarına çıktığı için söz konusu dosyadan haberdar olduğunu, dosyanın bilirkişi olan polis memurunu görünce “Allah rızası için doğru rapor düzenle” şeklinde sözler söylediğini beyan ettiği, İkinci eylemde ise; sanığın 22.02.2012 tarihinde S.’den ülkemize giriş yapan ve içerisinde kaçak eşya bulunan S. plakalı iki araçla ilgili olarak görevli gümrük muayene memurlarıyla görüşerek, araçların muayenesini yaptırmadan ülkemize girişlerini sağladığının iddia edildiği, Ö. Gümrük Sahasında bulunan kamera kayıtlarının incelenmesi sonrasında tutulan tutanakta; saat 20.45.43’te sanık ve beraberindeki takım elbiseli 2. şahsın pasaport kontrol noktasının yanında bulunan araç triptik kontrol bölümüne girdikleri, saat 20.47.30’da S. istikametinden Ö. muayene alanına plakası ve markası tespit edilemeyen açık renkli bir aracın geldiği, ardından saat 20.47.52’de S. istikametinden Ö. muayene alanına plakası ve markası tespit edilemeyen koyu renkli 2. bir aracın geldiği, araçlardan inen şahısların pasaport kontrol noktasına ve araç triptik bölümüne gittikleri, bu sırada saat 20.48.53’te sanığın bu şahıslara bakarak araç triptik kontrol noktasından yaya olarak çıkıp gümrük muhafaza memurlarının bulunduğu kulübeye doğru ilerleyerek buradaki memurlara kafasını S. plakalı araçların bulunduğu tarafa çevirip işaret ederek bir şeyler söylediği ve tekrar araç triptik bölümüne doğru yürüdüğü, burada S. plakalı araçtan inen şahısla bir süre konuştuğu,

ardından araç triptik bölümüne girdiği, saat 20.53.36’da iki gümrük memurunun bahse konu araçları ellerindeki fenerle, araçların kapılarını açarak kontrol ettikleri, saat 20.54.53’te her iki aracın gümrük muayene alanından K. istikametine doğru hareket ettiği, saat 21.00.53’de açık renkli aracın gümrük kapısından çıkıp K. istikametine hareket ettiği sırada arkasında bekleyen koyu renkli araca sanığa ait … plakalı aracın selektör yaparak işaret vermesiyle koyu renkli aracın durduğu, sanığın aracının koyu renkli aracın yanına yanaşıp 10 saniye kadar bu aracın yanında kalarak K. istikametine doğru gittiği bilgilerinin yer aldığı, Olay, araç arama, muhafaza altına alma ve yakalama tutanağına göre, Gümrük sahasından çıktıktan sonra durdurulan iki araçta, üçü S. uyruklu dört kişinin yakalandığı, araçların arka bagaj, ön ve arka paspas altları ve arka koltuk altında toplam 247 paket sigara ve 17.7 kilo çayın bulunduğu,

Tanık Z.İ.; 22.02.2012 günü geceleyin saat 21.00-21.30 sıralarında S.’den birkaç aracın kaçak eşya getireceği ihbarı yapılması üzerine takip için beklemeye başladıklarını, bu arada gümrük muayene memurlarının bulunduğu yerde sanığa ait aracın park halinde olduğunu, 22.00-22.30 sıralarında takibe konu … ve … plakalı araçların muayene peronuna girdiklerini, sanığın muayene memurlarının yanında oturduğunu, muayene peronu ile sanığın oturduğu yer arasında kısa bir mesafe olduğunu, her iki aracın içerisinde şoförle birlikte ikişer kişi bulunduğunu, araçlardan bir kişinin inerek sanığın yanına geldiğini, ayaküstü iki dakika kadar konuştuktan sonra müdür yardımcısı olarak tanıdığı ancak ismini bilmediği bir kişinin sanığın yanına geldiğini, kısa bir konuşma yaptıklarını, sonrasında araçların çıkışının yapıldığı yere sanık ile müdür yardımcısı olan kişinin birlikte gittiklerini, kısa bir görüşmeden sonra ismini bilmediği muayene memurlarının çok kısa bir süre usulen kontrol yapar gibi görünüp araçların kapılarını kapatarak çıkış işlemlerini tamamladıklarını, araçlar muayene peronu dışına çıktıktan sonra sanığın bu şahısların yanına yaya olarak gittiğini, daha önce muayene peronunda görüştüğü kişinin sanığa “daha sonra görüşürüz” dediğini, sanığın aracı ortada olmak üzere gümrük sahasından çıktıklarını, gümrük sahasının yaklaşık 1 kilometre kadar dışında Çimko Fabrikasının önünde ekipler tarafından her iki aracın durdurulduğunu, aramalar sonucunda her iki araçta gümrük kaçağı eşyaların ele geçirildiğini beyan ettiği,

Araçta bulunan şahıslar hakkında açılan dava soncunda Türkiye uyruklu sanığın beraatine, S. uyruklu sanıkların 5607 sayılı Kanun’un 3/1. ile CMK’nın 231. maddeleri uyarınca cezalandırılmalarına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, sanıkların aşamalarda kaçak eşyaları Türkiye’deki akrabalarına getirdiklerini, gümrük memurlarından saklamadıklarını, memurların eşyaları gördüklerini, memurların vergi verileceğine ilişkin bir şey söylemediklerini beyan ettikleri, dosya kapsamından ve UYAP kayıtlarının incelenmesinde gümrük muhafaza memurları hakkında herhangi bir soruşturmanın yapılmadığı anlaşıldığı, Sanığın üzerine atılı suçlamayı kabul etmediği olay tarihinde daha önceden tanıdığı ve yakın bir zamanda kızını evlendiren gümrük muhafaza memuru N. A.’yı tebrik için gümrük sahasına gittiğini beyan ettiği, Anlaşılmaktadır.

5237 sayılı TCK’nın “Görevi kötüye kullanma” başlıklı 257. maddesi;

“(1) Kanun’da ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kanun’da ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) İrtikâp suçunu oluşturmadığı takdirde, görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır” şeklinde iken, 19.12.2010 tarihinde yürürlüğe giren 6086 sayılı Kanun’un birinci maddesi ile birinci ve ikinci fıkralarında yer alan “kazanç” ibareleri “menfaat”, birinci fıkrasında yer alan “bir yıldan üç yıla kadar” ibaresi “altı aydan iki yıla kadar”, ikinci fıkrasında yer alan “altı aydan iki yıla kadar” ibaresi “üç aydan bir yıla kadar» ve üçüncü fıkrasında yer alan “birinci fıkra hükmüne göre” ibaresi “bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile” biçiminde değiştirilmek suretiyle,

“(1) Kanun’da ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kanun’da ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) İrtikâp suçunu oluşturmadığı takdirde, görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır” şekline dönüştürülmüş, 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’un 105. maddesi ile de üçüncü fıkra yürürlükten kaldırılmıştır. Uyuşmazlık konusunun çözümüne ilişkin olarak 5237 sayılı TCK’nın 257. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen icrai davranışlarla görevi kötüye kullanma suçu değerlendirilmelidir. Bu suç, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi ve bu aykırı davranış nedeniyle, kişilerin mağduriyeti veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız kazanç, suç tarihinden sonra 6086 sayılı Kanunla yapılan değişiklik sonrası ise haksız menfaat sağlanması ile oluşur.

Bu suçun oluşması için gerekli olan ilk şart, kamu görevlisi olan failin yaptığı işle ilgili olarak kanun veya diğer idari düzenlemelerden doğan bir görevinin olması ve bu görevi dolayısıyla yetkili bulunmasıdır. Bir kimse kamu görevlisi olmasına karşın o işle ilgili görevi ve yetkisi yok ise, başka bir suçu oluşturmayan hukuka aykırı davranışı disiplin cezasını gerektirebilirse de, görevi kötüye kullanma suçunu oluşturmayacaktır. Çünkü, hukuken sahip olunmayan bir yetkinin kötüye kullanılmasından da söz edilemez.

Diğer taraftan suçun oluşabilmesi için, norma aykırı davranış yetmemekte; bu davranış nedeniyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız bir menfaat sağlanması gerekmektedir. 5237 sayılı Kanun’un 257. madde gerekçesinde, suçun oluşmasına ilişkin genel şartlar; “Kamu görevinin gereklerine aykırı olan her fiili cezai yaptırım altına almak, suç ve ceza siyasetinin esaslarıyla bağdaşmamaktadır. Bu nedenle, görevin gereklerine aykırı davranışın belli koşulları taşıması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçunu oluşturabileceği kabul edilmiştir. Buna göre, kamu görevinin gereklerine aykırı davranışın, kişilerin mağduriyetiyle sonuçlanmış olması veya kamunun ekonomik bakımdan zararına neden olması ya da kişilere haksız bir kazanç sağlamış olması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçu oluşabilecektir” şeklinde vurgulanmış, öğretide de bu husus Artuk-Gökçen-Yenidünya tarafından; “TCY’nın 257. maddesindeki suçun oluşması, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesinden, kişilerin mağdur olması veya kamunun zarar görmesi ya da kişilere haksız bir kazanç sağlanmasına bağlıdır.

Bu sonuçları doğurmayan norma aykırı davranışlar, suç kapsamında değerlendirilemez” (Ceza Hukuku-Özel Hükümler, 6.Bası, s.685 vd.) şeklinde açıklanmıştır. Norma aykırı davranışın maddede belirtilen sonuçları doğurup doğurmadığının saptanabilmesi için öncelikle “mağduriyet, kamunun zarara uğraması ve haksız menfaat” kavramların açıklanması ve somut olayda, bunların gerçekleşip gerçekleşmediklerinin belirlenmesi gerekmektedir. Mağduriyet kavramı, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararla sınırlı olmayıp, bireysel hakların ihlali sonucunu doğuran her türlü davranışı ifade eder. Madde gerekçesinde bu husus; “Görevin gereklerine aykırı davranışın, kişinin mağduriyetine neden olunması gerekir. Bu mağduriyet, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararı ifade etmez. Mağduriyet kavramı, zarar kavramından daha geniş bir anlama sahiptir” şeklinde açıkça vurgulanmış, mağduriyet kavramından ne anlaşılması gerektiği öğretide de; “Söz konusu mağduriyet sadece ekonomik bakımdan ortaya çıkan zararı ifade etmez. Mağduriyet kavramı ekonomik zarar kavramından daha geniş bir anlama sahiptir.

Bireyin, sosyal, siyasi, medeni her türlü haklarının ihlali sonucunu doğuran hareketler bu kapsamda değerlendirilmelidir.” (Artuk-Gökçen-Yenidünya, TCK Şerhi-Özel Hükümler, 5. Cilt, Ankara 2009, s. 5025) şeklinde açıklanmıştır. Kişilere haksız kazanç sağlanmasını da içine alan kişilere haksız menfaat sağlanması da, kişilere hukuka aykırı olarak maddi ya da manevi yarar sağlanmasıdır. Kamunun zarara uğraması hususuna gelince; madde gerekçesinde “ekonomik bir zarar olduğu” vurgulanan anılan kavramla ilgili olarak kanuni düzenleme içeren, 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 71. maddesinde ise; mevzuata aykırı karar, işlem, eylem veya ihmal sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunması şeklinde tanımlanan kamu zararı, her somut olayda hakim tarafından, iş, mal veya hizmetin rayiç bedelinden daha yüksek bir fiyatla alınıp alınmadığı veya aynı şekilde yaptırılıp yaptırılmadığı, somut olayın kendine özgü özellikleri de dikkate alınarak belirlenmelidir.

Bu belirleme; uğranılan kamu zararının miktarının kesin bir biçimde saptanması anlamında olmayıp, miktarı saptanamasa dahi, işin veya hizmetin niteliği nazara alınarak, rayiç bedelden daha yüksek bir bedelle alım veya yapımın gerçekleştirildiğinin anlaşılması halinde de kamu zararının varlığı kabul edilmelidir. Ancak bu belirleme yapılırken, norma aykırı her davranışın, kamuya duyulan güveni sarstığı, dolayısıyla, kamu zararına yol açtığı veya zarara uğrama ihtimalini ortaya çıkardığı şeklindeki bir varsayımla da hareket edilmemelidir. Bu bilgi ve belgeler ışığında birinci eylemle ilgili olarak uyuşmazlık konusunun değerlendirilmesinde; Suç tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi üyesi olan sanığın Sulh Ceza Mahkemesinde görülmekte olan bir davanın sanıkları lehine rapor düzenlemesi konusunda bilirkişiye telkinlerde bulunduğu anlaşılmakta ise de, sanığın söz konusu dosyayla ile ilgili olarak herhangi bir görev ve yetkisinin olmaması ve olaya ilişkin yargılamaya da katılmamış olması nedeniyle, disiplin suçu oluşturup oluşturmayacağının takdir ve tayini merciine ait olmak üzere, eylemin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturmayacağı, Öte yandan sanığın eylemi 6352 sayılı Kanun ile değişik “yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs” başlıklı TCK’nın 277/1. maddesinde düzenlenen suç kapsamında kaldığı düşünülebilir ise de, bilirkişiyi etkilemeye teşebbüs şeklindeki kanuni düzenleme 18.01.2012 olan suç tarihinden sonra, 02.07.2012 tarihinde yapılan değişiklik ile maddeye eklendiğinden suç tarihi itibariyle eylemin TCK 277. maddesinde düzenlenen suçu da oluşturmadığı anlaşılmaktadır.

Bu itibarla, sanığın birinci eylem nedeniyle cezalandırılmasına hükmeden Özel Daire kararı isabetsizdir. İkinci eylemle ilgili olarak uyuşmazlık konusunun değerlendirilmesine gelince; Sanığın 22.02.2012 tarihinde S.’den ülkemize giriş yapan ve içerisinde kaçak eşya bulunan S. plakalı iki aracın, görevli gümrük muayene memurlarıyla görüşerek, gerekli muayenesini yaptırmadan ülkemize girişine yardım ettiği iddia edilmişse de; bu uyuşmazlık yönünden de Ağır Ceza Mahkemesi üyesi olan sanığın gümrük sahası ile ilgili herhangi bir görevinin bulunmaması nedeniyle, disiplin suçu oluşturup oluşturmayacağının takdir ve tayini merciine ait olmak üzere, eylem görevi kötüye kullanma suçunu oluşturmayacaktır. Bu itibarla, sanığın ikinci eylem nedeniyle de cezalandırılmasına hükmeden Özel Daire kararı isabetsiztir…

Sonuç olarak, sanığın temyiz itirazlarının kabulü ile Özel Daire mahkumiyet hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

(CGK, 01.12.2015 tarihli ve 547-426 sayılı)