Kategoriler
CEZA HUKUKU

SUÇLUYU KAYIRMA/YARGITAY CEZA GENEL KURULU 16.05.2019 TARİHLİ VE 823-432 SAYILI KARARI

ÖZET: Gerçekleşen maddi hasarlı kazanın kasıtlı bir fiille işlenmemesi nedeniyle mala zarar verme suçunun oluşmaması, kaza tespit tutanağına göre, inceleme dışı sanığın aracı 1,85 promil alkollü olarak kullanmasından bağımsız olarak, aracın olay anındaki sevk ve idare ediliş biçimi, kazanın gerçekleşme şekli ve sonuçları itibarıyla maddi hasarlı kazaya konu eylemin başlı başına TCK’nın 179. maddesinde yer alan trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun unsurlarını taşımaması ve sanıkta tespit edilen 0,14 promilden ibaret alkolün bilimsel verilere göre emniyetli bir şekilde araç kullanımını engellemeyecek miktarda olması karşısında; kolluk görevlilerince kazaya karışan aracın sanık tarafından kullandığının kabul edilmesi hâlinde dahi, inceleme dışı sanık yönünden sübut bulan trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun sanık yönünden oluşmayacağı, dolayısıyla sanığın; kendisi hakkında ceza hukuku anlamında suç teşkil etmeyen bir fiili üstlenmekten ibaret ve trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunu işleyen inceleme dışı sanığa, adli makamlarca yapılacak soruşturma işlemlerinden kurtulması için imkân sağlamaya yönelik eyleminin suçluyu kayırma suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.

ÖZET: Gerçekleşen maddi hasarlı kazanın kasıtlı bir fiille işlenmemesi nedeniyle mala zarar verme suçunun oluşmaması, kaza tespit tutanağına göre, inceleme dışı sanığın aracı 1,85 promil alkollü olarak kullanmasından bağımsız olarak, aracın olay anındaki sevk ve idare ediliş biçimi, kazanın gerçekleşme şekli ve sonuçları itibarıyla maddi hasarlı kazaya konu eylemin başlı başına TCK’nın 179. maddesinde yer alan trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun unsurlarını taşımaması ve sanıkta tespit edilen 0,14 promilden ibaret alkolün bilimsel verilere göre emniyetli bir şekilde araç kullanımını engellemeyecek miktarda olması karşısında; kolluk görevlilerince kazaya karışan aracın sanık tarafından kullandığının kabul edilmesi hâlinde dahi, inceleme dışı sanık yönünden sübut bulan trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun sanık yönünden oluşmayacağı, dolayısıyla sanığın; kendisi hakkında ceza hukuku anlamında suç teşkil etmeyen bir fiili üstlenmekten ibaret ve trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunu işleyen inceleme dışı sanığa, adli makamlarca yapılacak soruşturma işlemlerinden kurtulması için imkân sağlamaya yönelik eyleminin suçluyu kayırma suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.

U.E. hakkında trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan ve suç üstlenme suçuna azmettirmeden verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlara itiraz edilmemiş olup itirazın kapsamına göre inceleme, sanık M.K.H. hakkında kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin “suçluyu kayırma” suçunu mu yoksa “suç üstlenme” suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından;

İnceleme dışı sanık U.E.’nin 02.09.2007 tarihinde saat 20.45 sıralarında sevk ve idaresindeki 54 .. . plaka sayılı aracıyla, Kol Sokağı üzerinde Palmiye Caddesi istikametine doğru seyir halindeyken park halinde bulunan aracı geçmek amacıyla karşı şeride kontrolsüz şekilde yön değiştirdiği esnada, aracının sol yan kısmıyla Palmiye Caddesi istikametinden gelip Hasırcılar istikametine seyreden S.M.I.’nın sevk ve idaresindeki 54 .. . plakalı aracın sol arka çamurluk ve tampon kısmına çarparak maddi hasarlı trafik kazasına neden olduğu, Sürücü S.M.I.’nın kusurunun bulunmadığı bu kazada, doğrultu değiştirme manevralarını yanlış yapmak suretiyle asli kusurlu olan inceleme dışı sanık U.E.’nin yapılan alkol muayenesinde de 1,83 promil alkollü olduğunun tespit edildiği, 02.09.2007 tarihli trafik kazası tespit tutanağında yer alan “Kazanın özeti” başlıklı bölümde;

S.M.I.’nın ısrarla, kazaya karışan 54 .. . plakalı aracı inceleme dışı sanık U.E.’nin kullandığını, sanık M.K.H’nin kaza yerine telefonla çağrılması üzerine geldiğini söylediği bilgisine yer verildiği, Söz konusu kazaya ilişkin trafik suç tutanağında; kazaya karışan aracı inceleme dışı sanık U.E.’nin kullandığının ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 48. maddesinin beşinci fıkrasını ihlâl ettiğinin belirtildiği, trafik kazası tespit ve trafik suç tutanaklarının da inceleme dışı sanık U.E. tarafından imzalandığı, Sanık M.K.H.’nin yapılan alkol muayenesinde ise 0,14 promil alkollü olduğunun tespit edildiği, Anlaşılmaktadır. S.M.I. dava konusu olayda aracının hasar görmesi nedeniyle aşamalarda şikâyetçi olarak alınan ifadelerinde;

yaşanan trafik kazası sonrası diğer aracın şoför mahallinden inceleme dışı sanık U.E.’nin indiğini, aracı kesin olarak bu kişinin kullandığını, kendisiyle konuştukları esnada adını sonradan öğrendiği sanık M.K.H.’nin inceleme dışı sanık U.’nun yanında olduğunu, olay yerine polisler geldiğinde sanık M.’nin polislere aracı kendisinin kullandığını söylese de bu beyanının doğru olmadığını, sanığın birden bire ortaya çıktığını, muhtemelen inceleme dışı sanık U.’nun yanında, araç içerisinde olabileceğini, ancak araçta başka kimse olup olmadığına dikkat etmediği gibi araçtan inen başka bir kişiyi de görmediğini, sanık M ve inceleme dışı sanık U.’nun olay anında alkollü olduklarını, İnceleme dışı sanık U.E.;

olay akşamı alkollü olduğunu ve aracını kullanması için sanık M.K.H.’yi yanına çağırdığını, aracı sanığın kullanmakta olduğu sırada söz konusu kazaya karışıp olay yerinin ilerisinde durduklarını, daha sonra sanığın bir akrabasının evine gidip kendisini de aracın yanında bıraktığını, yanına gelen diğer araç sürücüsüyle görüşürken sanığı telefonla aradığını ve kazayı onun yapması nedeniyle aracın yanına gelmesi için çağırdığını, ardından da sanığın tekrar olay yerine geldiğini, polisler geldiğinde diğer araç sürücüsünün sanığın kullandığı aracı kendisinin kullandığını zannedip polislere bu şekilde söylediğini, ancak kendisinin alkollü araç kullanmaktan dolayı ehliyetine önceden el konulduğu için olay anında aracı sanığa kullandırdığını, Beyan etmişler, Sanık M.K.H.; olay gecesi yanında inceleme dışı sanık U.E. olduğu hâlde kendi sevk ve idaresindeki 54 .. . plaka sayılı araçla seyir hâlindeyken karşı şeritten gelen araca çarpıp ileride durduğunu, araçtan inip olay yerine yakın yerde bulunan bir akrabasının evine gittiğini, inceleme dışı sanık U.’nun aracın yanında kaldığını ve bir süre sonra kendisini arayıp olay yerine çağırması üzerine tekrar aracın yanına geldiğini, her ne kadar diğer araç sürücüsü polislere kendi aracına çarpan aracı arkadaşı olan inceleme dışı sanık U.’nun kullandığını söylese de, arkadaşı olay anında alkollü olduğu için aracı kendisinin kullandığını savunmuştur. Uyuşmazlığın çözümünde isabetli bir hukuki sonuca varılabilmesi için öncelikle, sanığa atılı suç üstlenme ve suçluyu kayırma suçları üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun ikinci kitabının “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlıklı dördüncü kısmının “Adliyeye Karşı Suçlar” başlıklı ikinci bölümünde, “Suç Üstlenme” başlığıyla düzenlenen 270. maddesi;

“Yetkili makamlara, gerçeğe aykırı olarak, suçu işlediğini veya suça katıldığını bildiren kimseye iki yıla kadar hapis cezası verilir. Bu suçun, üstsoy, altsoy, eş veya kardeşi cezadan kurtarmak amacıyla işlenmesi hâlinde; verilecek cezanın dörtte üçü indirilebileceği gibi, tamamen de kaldırılabilir” şeklinde düzenlenmiştir. Kişinin gerçekte hiç işlenmemiş veya başkası tarafından işlenmiş olan bir suçu kendisinin işlediğinden bahisle bildirimde bulunmasıyla oluşan suç üstlenme suçunun, belli akrabalık ilişkisi içinde bulunulan kişilerin cezadan kurtulması amacıyla işlenmesini kanun koyucu cezadan indirim nedeni ya da şahsi cezasızlık hâli olarak kabul etmiştir. Suç üstlenme, adli makamların hataya düşürülmelerini, isabetsiz hüküm vermelerini ve dolayısıyla itibarlarını kaybetmelerini önlemek amacıyla adliye aleyhine bir suç olarak düzenlenmiştir.

Dolayısıyla bu suçun ihdasıyla, adliyenin kişisel bir takım düşüncelerle hataya düşürülmesi önlenmek istenmiştir. İşlemediği bir suçu yetkili makamlar önünde üstlenen fail, yalnız gerçek suç ve suçluları takiple görevli bulunan adli makamların var oluş amaçlarına aykırı hareket etmelerine neden olacaktır. Bu bağlamda, suç üstlenme suçunun hukuki konusu ile; adliyeye karşı hileli davranışlarla, suçların takibinin saptırılmamasının amaçlanmış olmasından dolayı, Devletin yükümlülüğü olan adil yargılanma hakkının sağlanmasına ilişkin kamusal yarar korunmak istenmiştir. Suç üstlenme suçu, failin yetkili makamlara gerçeğe aykırı olarak bir suçu işlediğini veya suça katıldığını bildirmesi suretiyle işlenmektedir.

Burada failin üstlendiği suç, gerçekte işlenmemiş bir fiile ilişkin olabileceği gibi, işlenmiş bir suç da olabilecektir. Dolayısıyla, failin üstlendiği suça dair gerçeğe aykırılık; üstlenilen fiilin kendisine ya da failine yönelik olabilmektedir (Osman Yaşar – Hasan Tahsin Gökcan – Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, Cilt: 6, Ankara 2014, s. 8149).

Bu suçun oluşabilmesi için, failin gerçeğe aykırı beyanını yetkili makamlara bildirmesi gerekmektedir. Burada önemli olan husus, kendisine yapılan bildirim hakkında soruşturma başlatmakla ya da bildirimi soruşturma yapacak mercie iletmekle yükümlü olan bir makama başvurulmuş olmasıdır. Söz konusu makamlar da CMK’nın 158. maddesinde belirtilmiş olup buna göre konumuza ilişkin olarak bir suça ilişkin ihbar veya şikâyetin, Cumhuriyet Başsavcılığına veya kolluk makamlarına yapılabileceği hüküm altına alınmıştır.

TCK’nın 270. maddesinde “suç” tabiri kullanıldığından, bu suçun oluşabilmesi için gereken diğer bir husus; üstlenilen fiilin, ceza hukuku anlamında bir suç teşkil etmesidir. Bu bağlamda kabahatler ve sadece idari yaptırımı gerektiren ihlâller bu suçu oluşturmayacaktır (Osman Yaşar – Hasan Tahsin Gökcan – Mustafa Artuç, s. 8150; Durmuş Tezcan – Mustafa Ruhan Erdem – R. Murat Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, 16. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Eylül 2018, s. 1220). Uyuşmazlık konusuyla ilgili “Suçluyu kayırma” suçu ise aynı Kanun’un 283. maddesinde;

“(1) Suç işleyen bir kişiye araştırma, yakalanma, tutuklanma veya hükmün infazından kurtulması için imkan sağlayan kimse, altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Bu suçun kamu görevlisi tarafından göreviyle bağlantılı olarak işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. (3) Bu suçun üstsoy, altsoy, eş, kardeş veya diğer suç ortağı tarafından işlenmesi halinde, cezaya hükmolunmaz.” şeklinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde; “Madde metninde, işlenmiş olan bir suçun failine, suçun işlenişine herhangi bir şekilde iştirak etmeksizin, yardımda bulunulması cezaî müeyyide altına alınmıştır. Bununla güdülen amaç, suç işlendikten sonra failin herhangi bir şekilde yardım görmesini engellemektir. Bu suretle ceza adaletinin gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır. Ceza muhakemesinin amacını oluşturan maddî gerçeğin araştırılıp ortaya çıkarılması ve bu suretle adil bir yargıya varılması, suç şüphesi altında bulunan kişinin dahi esasta menfaatine bir husustur. Çünkü insan şahsîyetinin tekâmülü, ancak hakikat ve adaletle mümkün olabilecektir.

Maddî gerçeğin tespitine dayalı olarak mahkemece hükmolunan ceza veya tedbirin infazı, suçlu kişinin işlediği suçtan dolayı içinde bulunduğu kusurluluk durumundan ibra olmasını, yani yeniden topluma kazandırılmasını sağlayacaktır. Bu bakımdan, suç şüphesi altında bulunan kişinin yargılanmasının veya hükümlü kişinin mahkûm olduğu cezanın veya tedbirin infazının engellenmesi, ceza adaletinin gerçekleşmesini engelleyecektir.

Bu suçun konusu, daha önce işlenmiş olan bir suçun işlenişine herhangi bir şekilde iştirak etmiş olan bir kişidir. Kayrılan kişi, önceki suçun faili veya şeriki olabilir. Bu kişi, önceden işlenen bir suçtan mahkûm olmuş bir kişi olabileceği gibi, sadece şüpheli veya sanık olması nedeniyle aranan bir kişi de olabilir. Sanık veya mahkûm olan kimsenin saklanmasına yönelik her hareket, bu suçun oluşmasını sağlayacaktır. Sanık veya mahkûmun belli bir yerde saklanmasının temin edilmesinden başka; bu kişi, soruşturmanın veya infazın engellenmesi amacıyla örneğin bir başka ülkeye kaçırılmış olabilir. Bu tür fiilleri de söz konusu suç kapsamında değerlendirmek gerekir. Belirtmek gerekir ki, hakkında tutuklama veya mahkûmiyet kararı verilen kişinin bir yerde barınmasını temin etme durumunda dahi, bu suçun oluştuğunu kabul etmek gerekir. Bu suçun oluşabilmesi için, kayrılan kişinin araştırma, yakalanma, tutuklanma veya hükmün infazından kurtulması amacıyla hareket edilmesi gerekir.

Böyle bir amaç güdülmemekle beraber, kişinin insani mülahazalarla bazı ihtiyaçlarının karşılanmış olması durumunda, söz konusu suç oluşmayacaktır. Bu suçun faili herkes olabilir. Ancak, izlenen suç siyaseti gereğince, kayırma suçundan dolayı cezalandırılabilmesi için, kişinin önceden işlenmiş olan suça herhangi bir şekilde iştirak etmemiş olması aranmıştır. Keza, kayırma suçunun konusunu belli akrabalık ilişkisi içinde bulunan kişilerin oluşturması hâlinde de cezaya hükmedilmeyecektir.

Kişinin önceden işlenmiş olan asıl suça fail veya şerik olarak iştirak etmiş olması veya suçun konusunu oluşturan kişilerle belli akrabalık ilişkisi içinde bulunması, bu suç açısından sadece bir şahsî cezasızlık sebebi oluşturmaktadır. Şahsî cezasızlık sebebinin bulunduğu hâllerde işlenen fiil suç ve dolayısıyla haksızlık oluşturma özelliğini muhafaza etmektedir. Ancak, kişinin ceza hukuku açısından sorumluluğu cihetine gidilmemektedir.” şeklinde açıklamalar yapılmıştır. Suçluyu kayırma suçu, adliyeye karşı işlenen suçlar arasında düzenlenen suçlardan biri olarak suçların önlenmesi ve adil yargılanma, ceza adaletini gerçekleştirmeyi amaçlayan adliyenin saygınlığı, adil, dürüst ve usulüne uygun bir yargılama anlamında adliye, adliyenin ceza muhakemesini düzgün bir biçimde yürütmesine ilişkin menfaatini koruma altına almak maksadıyla Kanun’da bağımsız bir suç olarak düzenlenmiştir. Bu suçun faili herhangi bir kimse olabilir. Ancak failin önceden işlenmiş olan suçun faili veya şeriki olmaması zorunludur.

Failin kamu görevlisi olması ve suçun görevde bağlantılı olarak işlenmesi ikinci fıkradaki suçu nitelikli hâle girmektedir. Son fıkra ise şahsi cezasızlık hâline ilişkindir. “Suçluyu kayırma” kavramı Kanun’da tanımlanmamış, ancak suç tipinin işlenebilmesi için çeşitli hareketler öngörülmüştür. Suç kapsamında yaptırım altına alınan fiil, suç işleyen bir kişiye araştırma, yakalanma, tutuklanma veya hükmün infazından kurtulması için imkân sağlamaktır. Madde metninde imkân sağlamanın hangi şekilde değil, hangi amaçla gerçekleşmesi gerektiği düzenlenmiştir.

İmkân sağlamaya örnek olarak şüpheli, sanık veya mahkûmun saklanması, ele geçirilmesinin engellenmesi, bu amaçlarla ona imkân sağlanması gösterilmiştir. Sahte deliller uydurmak, mevcut delilleri gizlemek, değiştirmek, ortadan kaldırmak gibi davranışların bu kapsamda değerlendirilmesinin mümkün olduğu ifade edilebilir. Suçluyu kayırma suçu, Kanun’da seçimlik hareketli, ancak her bir seçimlik hareket bakımından serbest hareketli bir suç olarak düzenlenmiştir. Yani failin, suçluyu araştırma, yakalama, tutuklama, hükmün infazından kurtulması için imkân sağlayıcı her türlü hareketi madde kapsamında cezalandırılmaktadır (Zahit Yılmaz, Suçluyu Kayırma Suçu, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, C.18, s.1).

Görüldüğü üzere, suç üstlenme ve suçluyu kayırma suçlarının ortak yönü; işlenen suçun gerçek faili hakkında bir araştırma, soruşturma ya da kovuşturma yapılmasını engellemektir. Ancak suç üstlenme suçunda, suçu üstlenen fail üstlendiği suç nedeniyle soruşturma veya kovuşturmaya maruz kaldığı hâlde, suçluyu kayırma suçunda kayıran fail, kayırdığı kişinin işlediği suçu üzerine almamakta ve kayrılan kişinin işlediği suçtan dolayı kendisi hakkında bir soruşturma veya kovuşturma yapılmamaktadır. Son olarak, sanığın somut olayda inceleme dışı sanık U.E. tarafından işlenen trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunu, yetkili makamlara gerçeğe aykırı olarak kendisinin işlediğini bildirmekten ibaret fiilinin ceza hukuku anlamında suç teşkil edip etmediğinin belirlenmesi ve bu bağlamda uyuşmazlığın çözümü açısından, alkollü araç kullanımı sırasında gerçekleşen trafik kazalarındaki cezai sorumluluğa dair yasal düzenlemeler üzerinde de durulmalıdır.

5237 sayılı TCK’nın “Trafik güvenliğini tehlikeye sokma” başlıklı 179. maddesinin üçüncü fıkrasında;

“Alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle ya da başka bir nedenle emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek hâlde olmasına rağmen araç kullanan kişi yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır” hükmüne yer verilip, fıkranın uygulanma şartları ise gerekçesinde; “Alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle ya da başka bir nedenle emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek hâlde olmasına rağmen araç kullanan kişinin cezalandırılması öngörülmüştür. Bu bakımdan, örneğin, uzun süre araç kullanmak dolayısıyla yorgun ve uykusuz olan kişilerin araç kullanmaya devam etmesi hâlinde de bu suçun oluştuğunu kabul etmek gerekir.” şeklinde açıklanmıştır.

TCK’nın 179. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen suçun faili, alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle ya da başka bir nedenle emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek hâlde olmasına rağmen araç kullanan kişidir. Suçun oluşması için tek başına alkol veya uyuşturucu madde etkisinde araç kullanmak yeterli olmayıp ayrıca kişinin alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle ya da başka bir nedenle emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edip edemeyeceğinin, diğer bir deyişle güvenli araç kullanıp kullanamayacağının tespit edilmesi gerekmektedir (Ömer Metehan Aynural, Soyut Tehlike Bağlamında Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma Suçu (TCK 179/3),On İki Levha Yayıncılık A. Ş., 1. Baskı, İstanbul, Mart 2018, s. 42-45).

TCK’nın 179/3. maddesinde sözü edilen alkol, alkollü içki yapımında kullanılan alkol türü olan etanoldür (etil alkol). Promil ise, alınan alkolün 100 mililitre kandaki oranını miligram cinsinden gösteren ölçü birimidir. Alkolün ağırlığı, kanın ise hacmi dikkate alınarak kurulan orantı üzerinden kandaki alkolün promil cinsinden seviyesi belirlenir. Örneğin 0,40 promil, 100 mililitre kanda 40 miligram alkol bulunduğunu gösterir. Adli Tıp Kurumu 5. İhtisas Kurulunca vücuda alınan etil alkolün kandaki seviyesinin ortalama olarak saatte 0,15 promil azaldığının tıbben bilindiği belirtilmektedir. Maddede hangi orandaki alkolün güvenli araç kullanma yeteneğini ortadan kaldıracağına ilişkin bir ölçüt belirlenmemiştir. Bu nedenle somut olaydaki durumun araştırılması gerekmektedir. Esasen bilimsel olarak da kanda bulunan belirli bir alkol oranının her insanda aynı sonuca yol açtığı söylenemez. Bunda kişinin bünyesel özellikleri, yaşı, cinsiyeti, alkol kullanma sıklığı vb. etmenler rol oynamaktadır.

Kandaki alkol oranı, olay tarihi itibarıyla saptanabilmelidir. Önemli olan, suç oluşturduğu kabul edilen davranışın icra edildiği sırada failin kanındaki alkol oranıdır. Kandaki alkol oranının her saat için ortalama 0,15 promil azaldığının bilimsel olarak kabul edilmesi nedeniyle olaydan sonraki saatlerde yapılacak ölçümlerde bu hususun gözetilmesi gerekir. Hâkim, alkol oranını, olay tutanağını, bilimsel görüşleri ve failin aracı kullanma şekli, olay sonrasındaki konuşmaları ve diğer hareketleri gibi harici davranışlarına ilişkin tanık gözlemlerini değerlendirerek suçun oluşup oluşmadığını takdir etmelidir. Önemli olan husus, alkol oranı ve failin olay sırasındaki davranışları gibi bilgilerden hareketle alınan alkol nedeniyle aracı güvenli kullanma yeteneğinin azaldığının tespit edilebilmesidir (Osman Yaşar – Hasan Tahsin Gökcan – Mustafa Artuç, s. 5525-5531).

Öte yandan, Adli Tıp Kurumu 5. İhtisas Kurulu tarafından, 0,30 promil ve altında kan alkol düzeyine sahip olan olan kişilerin aksi ispatlanmadıkça güvenli sürüş (araç kullanma) yeteneklerinin bozulmadığının, 1,01 promil ve üzerinde kan alkol düzeyine sahip sürücülerin ise bireysel farklılıkları ortadan kaldırabilecek ölçüde alkollü olduklarının ve bu seviyede alkol tesiri altındaki sürücülerin emniyetli sürüş yeteneklerinin olumsuz olarak etkilendiğinin kabulü gerektiği, 0,31-1,00 promil kan alkol seviyesine sahip sürücülerin ise güvenli sürüş yeteneğini kaybedip kaybetmedikleri hususunun ivedilikle yapılacak detaylı bir hekim muayenesi ile tespit edilmesi gerektiği belirtilmekteydi (Faruk Aşıcıoğlu – Belkıs Yapar – Aliye Tütüncüler – Ahmet Belce, Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma Suçu Açısından Alkol, Adli Tıp Dergisi, cilt 23, sayı 3, 2009, s. 15).

Yine, Adli Tıp Kurumu 5. İhtisas Kurulunca, belirlenen alkol seviyesine göre bulguların ortaya çıkma eşiğinde sayılan etkenlere bağlı olarak değişebilen derecelerde bireysel farklılıklar görülmekle birlikte; düşük konsantrasyondan itibaren alkol düzeyinin artışı ile paralel olarak artan derecelerde gevşeme, dikkat azalması, cesaretlenme, çevresel uyarıların algılanmasında yavaşlama, göz ve beyin arasındaki iletişim süresinde uzama, algılanan çevresel uyarıların beyinde işlenmiş veriler hâline dönüşmesinde gecikme dolayısıyla uyaranlara karşı reaksiyon zamanında uzama, beyinciğin etkilenmesi suretiyle denge ve koordinasyonun olumsuz yönde etkilenmesi, ani karar verebilme, direksiyon ve fren kontrolü gibi birden fazla hareketi bir arada yapabilme kabiliyetinde azalma, uyaranları erken fark edip doğru tepkiler verme, istemli göz hareketleri, gözün takip yeteneği, karanlığa adaptasyon, hız ve mesafe tayini gibi becerilerde olumsuz yönde etkilenme, istemsiz göz hareketlerinin ortaya çıkması, uykuya meyil gibi belirtilerin oluştuğu, bu durumdaki bir sürücünün risk alma eğiliminin arttığı, sürüşle ilgili becerilerinde azalma olduğu ve kaza ihtimalinin arttığının bilimsel olarak kabul edildiği belirtilmiştir.

Bu aşamada 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun suç tarihinde yürürlükte bulunan 48. maddesi ile suç tarihinden sonra anılan maddede yapılan değişiklikleri incelemek faydalı olacaktır. 2918 sayılı Kanun’un suç tarihinde yürürlükte bulunan “Alkollü içki, uyuşturucu veya keyif verici maddelerin etkisi altında araç sürme yasağı” başlıklı 48. maddesi; “Uyuşturucu veya keyif verici maddeleri almış olanlar ile alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin kara yolunda araç sürmeleri yasaktır.

Uyuşturucu veya keyif verici maddelerin cinsleri ile alkollü içkilerin etki dereceleri ve kandaki miktarlarını tespit amacıyla, trafik zabıtasınca teknik cihazlar kullanılır. Tespit usulleri ve muayene şartları, Sağlık Bakanlığının görüşüne uygun olarak hazırlanacak yönetmelikte düzenlenir. Bu madde hükmüne uymayan sürücüler derhal araç kullanmaktan men olunur. Toplu taşım araçlarında sigara içilemez. Sigara içenler hakkında 4207 sayılı Tütün Mamüllerinin Zararlarının Önlenmesine Dair Kanun hükümleri uygulanır. Yönetmelik ile belirtilen miktarların üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülerin, suçun işlendiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; birinci defasında sürücü belgeleri altı ay süreyle geri alınır ve haklarında 265 300 000 lira para cezası uygulanır. İkinci defasında sürücü belgeleri iki yıl süreyle geri alınır ve haklarında 332 600 000 lira para cezası uygulanır ve bu sürücüler Sağlık Bakanlığınca, esas ve usulleri Sağlık ve İçişleri Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine tabi tutulurlar, eğitimi başarıyla tamamlayanların belgeleri süresi sonunda iade edilir.

Üç veya üçten fazlasında ise, sürücü belgeleri beş yıl süreyle geri alınır ve altı aydan aşağı olmamak üzere hafif hapis cezası ile birlikte 532 600 000 lira hafif para cezası uygulanır. Ayrıca, psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesine tabi tutulurlar. Bu değerlendirme ve muayene sonrasında uygun görülenlere, geri alma süresi sonunda sürücü belgeleri iade edilir. Psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesinin yapılmasına dair esas ve usuller yönetmelikte gösterilir. Uyuşturucu ve keyif verici maddeleri alarak araç kullananlara, eylemi başka bir suç oluştursa bile ayrıca, altı ay hafif hapis cezası ile birlikte 532 600 000 lira hafif para cezası uygulanır ve sürücü belgeleri süresiz olarak geri alınır.” şeklinde iken suç tarihinden sonra, 11.06.2013 tarihli ve 28674 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6487 sayılı Kanun’un 19. maddesi ile 2918 sayılı Kanun’un 48. maddesinin başlığı “Alkol, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin etkisi altında araç sürme yasağı” olarak, metni de; “Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri almış olan sürücüler ile alkollü olan sürücülerin karayolunda araç sürmeleri yasaktır.

Uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin kullanılıp kullanılmadığı ya da alkolün kandaki miktarını tespit amacıyla, kollukça teknik cihazlar kullanılır. Kişinin yaralanmak veya ölümlü ya da kollukça müdahil olunan maddi hasarlı trafik kazasına karışması hâlinde, ikinci fıkrada belirtilen muayeneye tabi tutulması zorunludur. Teknik cihaz ile yapılan ölçüme itiraz eden veya bu cihaz ile ölçüm yapılmasına müsaade etmeyen bu sürücüler, en yakın adli tıp kurumuna veya adli tabipliğe veya Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kuruluşlarına götürülerek uyuşturucu veya uyarıcı madde ya da alkol tespitinde kullanılmak üzere vücutlarından kan, tükürük veya idrar gibi örnekler alınır. Bu işlem bakımından 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 75 inci maddesi hükümleri, beşinci fıkrası hariç olmak üzere uygulanır. Trafik kazası sonucunda kişinin ölmesi veya teknik cihaza üfleyemeyecek kadar yaralanmış olması hâlinde, üçüncü fıkra hükümlerine göre bu kişilerden kan, tükürük veya idrar gibi örnekler alınır.

Yapılan tespit sonucunda, 0.50 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında, fiili bir suç oluştursa bile, 700 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi altı ay süreyle geri alınır. Hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır. Alkollü olarak araç kullanma nedeniyle sürücü belgesi geri alınan kişiye, son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde; ikinci defasında 877 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri iki yıl süreyle, üç veya üçten fazlasında ise, 1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgeleri her seferinde beşer yıl süreyle geri alınır. Sürücü belgelerinin herhangi bir nedenle geçici olarak geri alınmış olması hâlinde belirtilen süreler, geçici alma süresinin bitiminde başlar. Yapılan tespit sonucunda, 1.00 promilin üzerinde alkollü olduğu tespit edilen sürücüler hakkında ayrıca Türk Ceza Kanunu’nun 179 uncu maddesinin üçüncü fıkrası hükümleri uygulanır.

Hususi otomobil sürücüleri bakımından 0.50 promilin, diğer araç sürücüleri bakımından 0.20 promilin üzerinde alkollü olan sürücülerin trafik kazasına sebebiyet vermesi hâlinde, ayrıca Türk Ceza Kanunu’nun ilgili hükümleri uygulanır. Uyuşturucu veya uyarıcı madde aldığı tespit edilen sürücülere 3.600 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi beş yıl süreyle geri alınır. Bu kişiler hakkında ayrıca Türk Ceza Kanunu hükümleri uygulanır. Uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin kullanılıp kullanılmadığı ya da alkolün kandaki miktarını tespit amacıyla, kollukça teknik cihazlar kullanılmasını kabul etmeyen sürücülere 2000 Türk Lirası idari para cezası verilir ve sürücü belgesi iki yıl süreyle geri alınır.

Sürücünün uyuşturucu veya uyarıcı madde kullandığından şüphe edilmesi hâlinde 5271 sayılı Kanun’un adli kolluğa ilişkin hükümleri uygulanır. Alkollü olarak araç kullanması nedeniyle son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru beş yıl içinde sürücü belgeleri ikinci defa geri alınan sürücüler Sağlık Bakanlığınca, usul ve esasları İçişleri, Millî Eğitim ve Sağlık bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikte gösterilen sürücü davranışlarını geliştirme eğitimine; üç veya üçten fazla geri alınan sürücüler ise psiko-teknik değerlendirmeye ve psikiyatri uzmanının muayenesine tabi tutulurlar. Sürücü belgelerinin geçici geri alma işlemleri bu Kanun’un 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır.

Bu madde hükümlerine göre geri alınan sürücü belgesinin iade edilebilmesi için; ilgili kişi hakkında trafik kurallarına aykırılık dolayısıyla bu Kanun hükümlerine göre verilmiş olan idari para cezalarının tamamının tahsil edilmiş olması; uyuşturucu veya uyarıcı madde alması nedeniyle sürücü belgesi geri alınanların ayrıca sürücü olmasında sakınca bulunmadığına dair resmi sağlık kurumlarından alınmış sağlık kurulu raporunun ibraz edilmesi şarttır. Alkol, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin tespiti için kullanılacak teknik cihazların sahip olacağı asgari koşullar ile diğer usul ve esaslar yönetmelikte gösterilir.” şeklinde değiştirilmiş olup maddenin 6. fıkrasında, yapılan tespit sonucunda kandaki alkol miktarı 1,00 promilin üzerinde çıkan sürücüler hakkında TCK’nın 179. maddesinin 3. fıkrası hükümlerinin uygulanacağı, 7. fıkrasında ise, hususi otomobil sürücüleri bakımından 0,50 promilin, diğer araç sürücüleri bakımından 0,20 promilin üzerinde alkollü olan sürücülerin trafik kazasına sebebiyet vermeleri hâlinde, ayrıca TCK’nın ilgili hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.

Düzenlemenin yürürlüğe girdiği 11.06.2013 tarihinde ve sonrasında gerçekleştirilen eylemlerin zikredilen suçu oluşturup oluşturmadığına ilişkin hâkim tarafından yapılacak değerlendirmede “6487 sayılı Kanun’un 19. maddesi ile değişik 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 48/6. maddesi; ‘1.00 promilin üzerinde alkollü olduğu tespit edilen sürücüler hakkında ayrıca Türk Ceza Kanunu’nun 179 uncu maddesinin üçüncü fıkrası hükümleri uygulanır.’ şeklinde düzenlenmiş olup, bu maddeye göre sürücünün 1.00 promilin üzerinde olkollü şekilde araç kullanmasının atılı suçun oluşması için yeterli olduğu.tespit edilen alkol promil miktarının 1.00 promilin altında olması hâlinde ne yapılacağı hususuna gelince; 2918 sayılı Kanun’un.48. maddesinin 7. fıkrasında; hususi otomobil sürücüleri bakımından 0,50 promilin, diğer araç sürücüleri bakımından 0,20 promilin üzerinde alkollü olan sürücülerin trafik kazasına sebebiyet vermesi hâlinde, ayrıca Türk Ceza Kanunu’nun ilgili hükümlerinin uygulanacağı belirtildiğinden, burada taksirle öldürme ve yaralama suçlarında bilinçli taksir hâlinden farklı olarak, maddi hasarlı kazaya karışan bir otomobil sürücüsünün alkol promil miktarının 0,50 promilin üzerinde, yine maddi hasarlı bir trafik kazasına karışan diğer araç sürücülerinin ise alkol promil miktarının 0,20 promilin üzerinde olması hâlinde, 2918 sayılı Kanun’un 48. maddesinin 7. fıkrası kapsamında, TCK’nın 179. maddesinin 3. fıkrasında belirtilen suçun oluştuğu kabul edilecektir.” (Serap Kaygusuz, Yargıtay Uygulamaları Kapsamında Taksirle Öldürme Taksirle Yaralama Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma Suçları, Adalet Yayınevi, Ankara, 2018, s. 687).

2918 sayılı Kanun’un 48. maddesinin değiştirilmesinden önceki dönemde gerçekleştirilen eylemler yönünden ise, Adli Tıp Kurumu 5. İhtisas Kurulunun bilimsel değerlendirmeleri de dikkate alınarak, kanında 0,30 promil ve altında alkol tespit edilen kişilerin aksi ispatlanmadıkça emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edecek durumda oldukları, kanında 0,31 – 1,00 promil alkol tespit edilen kişilerin emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edip edemeyecek hâlde olup olmadıkları hususunun olaydan sonra en kısa sürede yapılacak ayrıntılı bir doktor muayenesiyle belirlenmesi gerektiği, bunun mümkün olmadığı hâllerde bu hususun failin olay sırasındaki davranışları değerlendirilmek suretiyle belirlenebileceği, kanında 1,01 promil ve üzerinde alkol tespit edilen kişilerin ise her hâlükârda emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek hâlde oldukları kabul edilmelidir. Nitekim, Ceza Genel Kurulunun 04.12.2018 tarihli ve 708-608 sayılı kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Olay tarihinde 1,85 promil alkollü olması nedeniyle emniyetli bir şekilde araç kullanamayacak hâlde bulunan inceleme dışı sanık U.E.’nin, kendi sevk ve idaresindeki araçla seyir hâlindeyken, park halinde bulunan aracı geçmek amacıyla ve doğrultu değiştirme manevralarını yanlış yapmak suretiyle asli kusurlu olarak diğer şeride kontrolsüz şekilde yön değiştirdiği esnada, karşı şeritten gelen S.M.I.’nin sevk ve idaresindeki araca çarpıp maddi hasarlı trafik kazasına neden olduğu, bu eylemi nedeniyle trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştiği ve kaza sonrasında aracın yanına gelen sanık M.K.H.’nin kolluk görevlilerine inceleme dışı sanık U.E.’nin kullandığı aracı gerçeğe aykırı olarak kendisinin kullandığını ve kazayı kendisinin yaptığını bildirdiği olayda; gerçekleşen maddi hasarlı kazanın kasıtlı bir fiille işlenmemesi nedeniyle mala zarar verme suçunun oluşmaması, kaza tespit tutanağına göre, inceleme dışı sanık U.E.’nin aracı 1,85 promil alkollü olarak kullanmasından bağımsız olarak, aracın olay anındaki sevk ve idare ediliş biçimi, kazanın gerçekleşme şekli ve sonuçları itibarıyla maddi hasarlı kazaya konu eylemin başlı başına TCK’nın 179. maddesinde yer alan trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun unsurlarını taşımaması ve sanık M.K.H.’nin de tespit edilen 0,14 promilden ibaret alkolün bilimsel verilere göre emniyetli bir şekilde araç kullanımını engellemeyecek miktarda olması karşısında; kolluk görevlilerince kazaya karışan aracın sanık tarafından kullandığının kabul edilmesi hâlinde dahi, inceleme dışı sanık U.E. yönünden sübut bulan trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun sanık M.K.H. yönünden oluşmayacağı, dolayısıyla sanık M.K.H.’nin; kendisi hakkında ceza hukuku anlamında suç teşkil etmeyen bir fiili üstlenmekten ibaret ve trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunu işleyen inceleme dışı sanık U.E.’ye, adli makamlarca yapılacak soruşturma işlemlerinden kurtulması için imkan sağlamaya yönelik eyleminin suçluyu kayırma suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir.

(CGK, 16.05.2019 tarihli ve 823-432 sayılı)