Kategoriler
CEZA HUKUKU

SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ/YARGITAY CEZA GENEL KURULU 30.04.2019 TARİHLİ VE 693-352 SAYILI KARARI

ÖZET: Ceza Genel Kurulunun 12.02.2008 tarihli ve 230-23 sayılı ile 03.03.2009 tarihli ve 184-43 sayılı kararlarına yansıyan ve silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçunu oluşturduğu kabul edilen, örgütün ve amacının toplum içinde benimsenmesini sağlamaya yönelik olarak; “Ben bir Kürdistanlı olarak, Kürdistanda sayın Abdullah Öcalan’ı bir siyasal irade olarak görüyor ve kabul ediyorum.” ibarelerini içeren bildirileri imzalatmak” şeklindeki eylemlerin ötesinde, PKK silahlı terör örgütünün sözde yürütme konseyince alınan kararlar ve yapılan eylem çağrıları doğrultusunda başlatılan kampanya kapsamında, sanığın, örgütün aldığı bu kararlara ve çağrılarına uyup örgüt adına projelendirilen ve ancak çok sayıda insanın katılımı ile gerçekleştirilmesi mümkün olan eylem üstlenilerek terör örgütü elebaşına destek verilmesi ve sahiplenilmesi amacıyla hazırlanan matbu dilekçeyi imzalamakla birlikte, hem bu dilekçenin hem de başka kişilere ait aynı mahiyetteki çok sayıda dilekçenin posta yoluyla gönderilmesine yönelik işlemlerin tamamlanabilmesi için gereken zarflama ve zarflarda yer alan gönderici ve alıcı kısımlarını doldurma işlerini tamamlayıp söz konusu dilekçelerin D. Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmek üzere PTT Müdürlüğüne teslimi şeklindeki PKK terör örgütünün amacını gerçekleştirmeye hizmet eden faaliyetlerinin, silahlı terör örgütüne yardım etme niteliğinde olduğu kabul edilmelidir.

ÖZET: Ceza Genel Kurulunun 12.02.2008 tarihli ve 230-23 sayılı ile 03.03.2009 tarihli ve 184-43 sayılı kararlarına yansıyan ve silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçunu oluşturduğu kabul edilen, örgütün ve amacının toplum içinde benimsenmesini sağlamaya yönelik olarak; “Ben bir Kürdistanlı olarak, Kürdistanda sayın Abdullah Öcalan’ı bir siyasal irade olarak görüyor ve kabul ediyorum.” ibarelerini içeren bildirileri imzalatmak” şeklindeki eylemlerin ötesinde, PKK silahlı terör örgütünün sözde yürütme konseyince alınan kararlar ve yapılan eylem çağrıları doğrultusunda başlatılan kampanya kapsamında, sanığın, örgütün aldığı bu kararlara ve çağrılarına uyup örgüt adına projelendirilen ve ancak çok sayıda insanın katılımı ile gerçekleştirilmesi mümkün olan eylem üstlenilerek terör örgütü elebaşına destek verilmesi ve sahiplenilmesi amacıyla hazırlanan matbu dilekçeyi imzalamakla birlikte, hem bu dilekçenin hem de başka kişilere ait aynı mahiyetteki çok sayıda dilekçenin posta yoluyla gönderilmesine yönelik işlemlerin tamamlanabilmesi için gereken zarflama ve zarflarda yer alan gönderici ve alıcı kısımlarını doldurma işlerini tamamlayıp söz konusu dilekçelerin D. Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmek üzere PTT Müdürlüğüne teslimi şeklindeki PKK terör örgütünün amacını gerçekleştirmeye hizmet eden faaliyetlerinin, silahlı terör örgütüne yardım etme niteliğinde olduğu kabul edilmelidir.

Özel Dairece bozulmasına karar verilen; sanıklar M.K., M.T., Ş.D., E.G ve Y.Ç. hakkında silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri inceleme dışı olup itirazın kapsamına göre inceleme, sanık B.Ç. hakkında kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu mu, yoksa silahlı terör örgütünün propagandasını yapmak suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

2007 yılında PKK terör örgütünün sözde yürütme konseyince yapılan ara dönem toplantısı sonucunda “Önder Apoyu yaşa ve yaşat” temelinde “Edi Bese” kampanyası adı altında kararlar alındığı, bu kararların örgüt yanlısı yayın yapan televizyon ve internet siteleri aracılığıyla müzahir taban ve sempatizanları tarafından sahiplenilmesi yönünde çağrılar yapıldığı, bu kampanya çerçevesinde ülke genelinde eylemler gerçekleştirildiği, daha sonra örgütün sözde yürütme konseyince 18.05.2008 tarihinde “2. Edi Bese” kampanyasının başlatıldığı, bu kapsamda ülke genelinde gündemden düşen terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan’ın tekrar gündemleştirilmesini, görüş ve düşüncelerinin toplum içerisinde canlı tutulmasını sağlamak amacıyla örgütün sesi durumundaki bir kısım internet sitelerinden “KCK: Êdi Bes E!, Artık Yeter!, 2. Hamlesi, Ben de Sayın Öcalan Diyorum Kampanyasına Çağrı” ve “KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı ‘Ben de Sayın Öcalan Diyorum’ Kampanyasına Katılım Çağrısı Yaptı” başlıklı eylem çağrıları yapıldığı, bu talimatlar üzerine çeşitli illerde imza kampanyaları düzenlendiği, “…Eğer sayın olarak hitap etmek suç ise ben de Sayın Abdullah Öcalan diyorum ve bu suçu işleyip kendimi ihbar ediyorum…” ibarelerini içeren matbu dilekçelerin tutuklu ve hükümlüler tarafından adli makamlara gönderildiği,

PKK/KONGRA-GEL silahlı terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan’ın desteklenmesi amacıyla başlatılan kampanya kapsamında 07.07.2008 tarihinde D. ili, İ. Caddesi üzerinde bulunan B. P. önünde “Basına ve Kamuoyuna” başlığıyla;

“1 Mayıs 2008’de yapılan DTP Kadın kurultayında kadın iradesince başlatılan Bende sayın Öcalan diyerek kendimi ihbar ediyorum kampanyası ile biz D.’de yaşayan Demokratik kurum, kuruluş ve S.. temsilcileri olarak 23 Mayıs 2008’de ihbar dilekçelerimiz ile savcılığa başvuru yaptık. Basına ve kamuoyuna yaptığımız açıklama ile kendimizi ihbar etmemize rağmen savcılık başvurumuzu; terör suçu kapsamında değerlendirmeye almak istemiştir. Dilekçelerimizi işleme koymayarak gayri hukuki bir yaklaşım sergilemiştir. O gün sadece kurum temsilcilerinden oluşan üç yüz elli civarı dilekçe ile müracaat edilmişti. Bu gayri hukuki durumu aşmak ve demokratik talebimizi gerçekleştirmek için toplanan 25000 sayıdaki dilekçeleri posta yolu ile gönderiyoruz. Söylem ve hitabetimize bile tahammül edemeyen anlayış ve temsilcileri her fırsatta ve koşulda yaşamımıza baskıcı yasalarla yön vermeye çalışmaktadırlar. Biz Kürtlere reva görülen, baskıcı yasaları ve yasakları ret ediyoruz. İrademize, söylemlerimize demokratik ve insani istemlerimize bile tahammül etmeyen zihniyet sürekli karşımıza anti demokratik yasalarını çıkararak bizleri en insani talep ve mücadelemizden uzaklaştırmak istiyor. Bu dayatmaları kabul etmedik etmeyeceğiz. En belirgin dayatma ve baskılar on yıldır bir adada inşa edilen zindanda baskı altında yaşamaya mahkum edilmiş ve milyonların iradesi olarak kabul görmüş sayın Abdullah Öcalan’a uygulanan her türlü kısıtlayıcı, baskıcı uygulamalardır. En son uygulama olarak da zorla saçlarının kazıttırılması olayını gayrı ahlaki ve gayrı insani bir uygulama olarak görüyor ve protesto ediyoruz. Biz Kürtler kimliğimize, dilimize inkarcı yaklaşanlardan, kime nasıl hitap edeceğimize dair izin almaya mecbur değiliz. Bu bağlamda kendini ihbar edenler olarak, imza dilekçelerimiz genel toplamda 25000 adettir. Biz ifade edilen sayıdaki kişiler olarak suç sayılan bu fiili tekrarlıyoruz. İmzaladığımız dilekçe örneğini bir daha tekrarlıyoruz.

D. Cumhuriyet Başsavcılığı’na

Küresel gelişmelerle birlikte Ortadoğu’daki güç dengelerinin değişmesi, Türkiye’nin içerisine düştüğü ulusal ve uluslararası çıkmazlarla barış ve demokrasiye olan tahammülsüzlüğü son noktaya gelmiştir. Başta Kürtlerin temel hak ve özgürlük taleplerinin reddi, inkarı ve çözümsüzlüğü olmak üzere, toplumdaki diğer temel sorunların kendi dinamikleri ile çözme yerine, her türlü şiddet ve baskı yöntemini tercih etme yolunu benimsemiştir.

Daha önce Kürt kelimesine karşı olan tahammülsüzlüğün yerini bu gün de sayın Öcalan hitabı almıştır. Temel sorunları çözme yerine yargı baskısı ile örtbas ederek sonuç alma yoluna gidilmiştir. Bu baskı o kadar ilerletilmiştir ki insanları hitapları dahi dava konusu yapılmıştır. Bunun en somut örneği 9 yıldır tek başına özel Tip İ. Kapalı Cezaevinde bulunan sayın Abdullah Öcalan’a ‘sayın’ olarak hitap edilmesidir. Bu güne kadar binlerce soruşturma başlatılıp yüzlerce yurttaş, yönetici, aydın, siyasetçi ceza almıştır. En son avukatlarının resmi mercilere yaptıkları başvurularda geçen sayın sözcüğü nedeniyle dahi soruşturma başlatılmıştır. Eğer sayın olarak hitap etmek suç ise ben de sayın Abdullah Öcalan diyorum ve bu suçu işleyip kendimi ihbar ediyorum.” şeklinde basın açıklaması yapıldığı,

07.07.2008 tarihli olay tutanağı ile görgü ve tespit tutanağına göre; toplanan grup içerisinde yer alan bazı siyasi parti yöneticilerinin basın açıklamasının bitiminde kolilere doldurulmuş imzalı dilekçelerle birlikte PTT binası içerisine girdikleri, bu kişilerce kolilerin açıldığı ve önceden hazırlanan “Eğer sayın olarak hitap etmek suç ise ben de sayın Abdullah Öcalan diyorum ve bu suçu işleyip kendimi ihbar ediyorum.” ibareli dilekçelerin kolilerden çıkarıldığı, aralarında sanığın da bulunduğu kişilerce bu dilekçelerin 71 adet büyük zarf içerisine paylaştırıldığı ve zarfların üzerine gönderici olarak aralarında sanık B.Ç.’nin de bulunduğu kırk kişinin isimlerinin, alıcı bölümüne de D. Cumhuriyet Başsavcılığı ibaresi yazılıp gönderilmek üzere postane görevlisine teslim edildiği,

Anlaşılmaktadır.

Tanık İ.A.; olay tarihinde PTT binasında gişe memuru olarak görevli olduğunu, suça konu evrakın zarflarla geldiğini, zarfların çok sayıda olduğunu ve bunların koliler içerisinde geldiğini, kendisinin ya da diğer görevlilerin, bina içerisine giren kişilere dilekçelerin zarflanması ya da kolilere konulması hususunda bir şey söylemediklerini, zarfların kalabalık bir ortamda basın ve emniyet görevlilerin de bulunduğu bir sırada kendilerine teslim edildiğini ifade etmiştir.

Sanık B.Ç. soruşturma aşamasında; özel bir şirkette işçi olarak çalıştığını, olaydan bir gün önce bir kaç kişinin ellerinde dilekçelerle evine geldiklerini, “Ben de Sayın Abdullah Öcalan diyorum” içerikli dilekçeyi imzalayıp bu kişilere vererek söz konusu kampanyaya katıldığını, olay günü D. semtinde bulunan PTT binası önünde basın açıklaması yapılıp önceden toplanan dilekçelerin toplu hâlde postane görevlilerine verileceğini sokakta herkes söylediği için öğrendiğini, kendisinin de basın açıklamasına katıldığını, basın açıklaması sonrasında vatandaşlardan toplanıp kolilere konulan dilekçelerin postane binasına taşındığını, kendisinin de postane binasına girdiğini, orada görevlilerin, dilekçelerin kolilerle gönderilemeyeceğini, zarflara konulması gerektiğini söylemeleri üzerine, binaya giren kişilerin kolileri açıp mektupları büyük zarflara paylaştırdıklarını ve ağızlarını kapatıp zarfların üzerine gönderici ismi ve adresi yazılması gerektiğini söylediklerini, bunun üzerine işlerin hemen tamamlanması için kendisinin de 5-10 civarında zarfın üzerine kendi adını ve adresini yazdığını, zarflar postane görevlilerine verildikten sonra hep birlikte oradan ayrıldıklarını, bu kampanyanın gerçekleştirilmesi için oluşturulan organizasyon içerisinde yer almadığını, milletvekilleri ve parti yöneticileri postane binasına girince kendisinin de onların arasında binaya girdiğini ve yardım etmek amacıyla zarfların üzerine isim ve adresini yazdığını,

Kovuşturma aşamasında; 07.07.2008 tarihinde Dağkapı semtinde bulunan PTT binası önünde basın açıklaması yapılarak “Ben de sayın Öcalan diyorum” içerikli önceden toplanan dilekçelerin toplu hâlde postane görevlilerine verileceğini duyduğu için basın açıklamasına katıldığını, bunun demokratik hakkı olduğunu, postane müdürü tarafından, dilekçelerin zarflara konulması istendiğinden yardım etmek amacıyla kolilerdeki dilekçeleri zarflara koyduğunu, herhangi bir terör örgütü ile bağlantısı olmadığını savunmuştur.

Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi için, öncelikle konuyla ilgili kavramlar ve bu kavramlara ilişkin yasal düzenlemelerin üzerinde durulması gerekmektedir. Uyuşmazlıkla ilgili silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçuna ilişkin olarak; Terör örgütünün propagandasını yapma suçu 3713 sayılı Kanun’un suç tarihinde yürürlükte olan 7. maddesinin ikinci fıkrasında; “Terör örgütünün propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Ayrıca, basın ve yayın organlarının suçun işlenişine iştirak etmemiş olan sahipleri ve yayın sorumluları hakkında da bin günden onbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. Ancak, yayın sorumluları hakkında, bu cezanın üst sınırı beşbin gündür. Aşağıdaki fiil ve davranışlar da bu fıkra hükümlerine göre cezalandırılır:

a) Terör örgütünün propagandasına dönüştürülen toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde, kimliklerin gizlenmesi amacıyla yüzün tamamen veya kısmen kapatılması.

b) Terör örgütünün üyesi veya destekçisi olduğunu belli edecek şekilde, örgüte ait amblem ve işaretlerin taşınması, slogan atılması veya ses cihazları ile yayın yapılması ya da terör örgütüne ait amblem ve işaretlerin üzerinde bulunduğu üniformanın giyilmesi” biçiminde düzenlenmiştir.

Türk Dil Kurumu sözlüğünde propaganda; “Bir öğreti, düşünce veya inancı başkalarına tanıtmak, benimsetmek ve yaymak amacıyla söz, yazı vb. yollarla gerçekleştirilen çalışma, yaymaca” şeklinde tanımlanmıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10.12.1990 tarihli ve 263-336 sayılı kararında ise propaganda; “bir bütün olarak toplumun ya da belirli bir kesimin inanç, tutum ve davranışlarını yönlendirmek amacıyla bilinçli olarak seçilmiş bilgi, olgu ve savları sistemli bir çaba ve çeşitli araçları kullanarak yayma etkinlikleridir. Propaganda; geniş bir kitleyi, belirli hedefler doğrultusunda ikna etme çabasıdır. Bu yolla kitle desteği sağlamak istenmektedir.” şeklinde ifade edilmiştir.

Propaganda serbest hareketli bir suç olup sözle ya da şarkı, duvarlara resim, afiş veya pankart asma yahut yazı yazma gibi eylemlerle yapılabilir. Bu şekildeki eylemlerin propaganda suçunu oluşturup oluşturmadığı diğer bir anlatımla, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. maddesindeki ifade özgürlüğü ve Anayasamızın 26. maddesi ile güvence altına alınmış olan düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti sınırları içinde kalıp kalmadığı her somut olayda, anılan sözleşmenin 10. maddesinde ve Anayasamızın 26. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sınırlamalar dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Örneğin; suçu ve suçluyu övme, halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme, inanç, ırk, dil, din, felsefi düşünce farklılıkları dolayısıyla kişileri birbirlerine karşı kışkırtma gibi eylemlerin düşünceyi açıklama hürriyeti kapsamında değerlendirilemeyeceği kuşkusuzdur.

Uyuşmazlıkla ilgili silahlı terör örgütüne yardım etme suçuna ilişkin olarak;

3713 sayılı Kanun’un “terör örgütleri” başlıklı 7. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1 inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanunu’nun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır.” hükmü ile TCK’nın 314. maddesine atıf yapılmıştır.

TCK’nın 314. maddesinde tanımlanan “Silâhlı örgüt” suçu ise;

“(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.

(3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır.” şeklinde düzenlenmiştir.

Aynı Kanun’un “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” başlıklı 220. maddesinin yedinci fıkrası ise suç tarihi itibarıyla; “Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır.” şeklinde iken, hükümden sonra 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’un 85. maddesiyle fıkraya; “Örgüt üyeliğinden dolayı verilecek ceza, yapılan yardımın niteliğine göre üçte birine kadar indirilebilir” cümlesi eklenmiştir. Anılan fıkraya ilişkin madde gerekçesinde “Örgüte hâkim olan hiyerarşik ilişki içinde olmamakla beraber, örgütün amacına bilerek ve isteyerek hizmet eden kişinin, örgüt üyesi kabul edilerek cezalandırılması öngörülmüştür” açıklamalarına yer verilmiştir.

Bu hükümler göz önüne alındığında, silahlı terör örgütü mensubu olmasa bile bu örgüte bilerek ve isteyerek yardım edenler, TCK’nın 314. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca cezalandırılacaklardır.

765 sayılı Türk Ceza Kanunu sistematiğinden tamamen farklı bir anlayışla düzenlenen 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda, örgütün faaliyetleri doğrultusunda işlenen suçlardan da ayrıca sorumluluk esası kabul edilmiş, yardım etme eylemleri de yaptırım açısından örgüt üyeliği kapsamında değerlendirilerek bağımsız bir şekilde örgüte yardım suçuna yer verilmemiş, gösterdiği vahamet dikkate alınarak örgüte silah sağlama şeklindeki yardım fiilleri 5237 sayılı TCK’nın 315. maddesinde bağımsız olarak, diğer yardım fiilleri ise örgütün niteliğine göre anılan Kanun’un 220 ile 314. maddeleri kapsamında yaptırıma bağlanmıştır.

Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dâhil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişilerin örgüt üyesi olarak cezalandırılacağı hüküm altına alınırken, örgüte yardım sayılan eylemlerin nitelik bakımından örgüt üyeliğine denk sorumluluğu gerektirdiği kabul edilmiştir. Buna göre, örgüt üyesi olmaksızın, bilerek ve isteyerek örgütün bir iş, görev ya da hizmetinin yerine getirilmesi eylemi örgüt üyeliği olarak cezalandırılmakta iken; TCK’nın 220. maddesinin 7. fıkrasında 6352 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle, yapılan yardımın niteliğine göre cezanın üçte birine kadar indirilebileceği hüküm altına alınmıştır.

Silahlı terör örgütüne yardım fiilinin oluşması için, failin örgüt üyeleriyle önceden bir anlaşma yapması veya yapılan planlara dahil olması zorunlu değildir. Yardım fiilinin örgüt üyelerinin tamamına veya üyelerden birine yapılması arasında bir fark bulunmamaktadır. Fakat, örgütün amacı ve kollektif faaliyetleri bilinerek ve istenerek yardım edilmesi zorunludur (Osman Yaşar, Hasan Tahsin Gökcan, Mustafa Artuç, Yorumlu-Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, 6. Cilt, Adalet Yayınevi, Ankara, 2014, s. 8934). Yardım edenler zamanlarının büyük bir bölümünü örgüte hasretmiş kişiler olmayıp kendi hayatlarının akışı içerisinde bazen örgüte ait işleri kabul eden şahıslardır.

Örgüte yardım etme suçuna ilişkin olarak öğretide;“Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte bilerek ve isteyerek yardım edilmiş olması gerekir. Başka bir ifadeyle, yardım fiilinin örgütün suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüt olduğu bilinerek gerçekleştirilmiş olması gerekir. Fıkra metninde geçen ‘bilerek’ ibaresi doğrudan kastı ifade eder. Doğrudan örgüte değil de örgüt mensuplarına yardım edilmesi halinde, yardım edilen kişilerin suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüt mensubu olduklarının da bilinmesi gerekmektedir. Örgüt mensuplarına yapılan yardım, aynı zamanda örgüte yapılan yardım olarak değerlendirmek gerekir. Ancak, bu yardımın örgütün amacını gerçekleştirmeye hizmet eden bir yardım olması gerekmektedir” (İzzet Özgenç, Suç Örgütleri, Seçkin Yayıncılık, 7. Baskı, s. 38-39); “Yardımın maddî bir yardım olması gerekli değildir. Örneğin suç örgütüne belli bir hususta bilgi ve belge sağlanması da yardım olarak kabul edilmelidir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus yardımın örgüte yapılmasıdır. Kanun koyucu, yardımın niteliğini belirlemediği için örgüte bilerek ve isteyerek herhangi bir yardımda bulunan kişi bile bu durumda örgüt üyesi olarak cezalandırılacaktır. Örgüte sadece bir kez önemsiz nitelikte bir yardımda bulunan kişi bile, örneğin örgüt üyeleri arasında bir kez iletişim sağlayan kişi, bu hüküm nedeniyle örgüt üyesi gibi cezalandırılabilecektir” (Feridun Yenisey, Örgütlü Suçlar ve Terör Suçları Eğitim Modülü, s. 70) şeklinde görüşler ileri sürülmüştür.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Amacı, Türkiye Cumhuriyetinin hâkimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını silahlı mücadele vererek devlet idaresinden ayırıp bu bölgede Marksist-Leninist ilkelere dayalı bir Kürt devleti kurmak olan PKK terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan’a destek verilmesi ve sahiplenilmesi amacıyla, terör örgütünün sözde yürütme konseyince “Önder Apo’yu yaşa ve yaşat” temelinde “Edi Bese” kampanyasının başlatıldığı, gündemden düşen silahlı terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan’ın bu çerçevede tekrar gündeme getirilmesi ile görüş ve düşüncelerinin toplum içerisinde canlı tutulmasını sağlamak amacıyla örgütün sesi durumundaki bir kısım internet sitelerinden “KCK: Êdi Bes E!, Artık Yeter!, 2. Hamlesi, Bende Sayın Öcalan Diyorum Kampanyasına Çağrı” ve “KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı ‘Ben de Sayın Öcalan Diyorum’ Kampanyasına Katılım Çağrısı Yaptı” başlıklı eylem çağrıları yapıldığı, bu talimatlar üzerine çeşitli illerde imza kampanyaları düzenlendiği, “eğer sayın olarak hitap etmek suç ise ben de Sayın Abdullah Öcalan diyorum ve bu suçu işleyip kendimi ihbar ediyorum” şeklinde matbu olarak hazırlanan dilekçelerin, ceza infaz kurumlarındaki bazı hükümlü veya tutuklular ile ülke genelindeki bir kısım şahıslarca imzalanıp adli makamlara gönderildiği, bu kapsamda sanık B.Ç.’nin de 07.07.2008 tarihinde D. ili, D. semtinde bulunan merkez PTT binası önündeki basın açıklamasına katıldığı, “…eğer sayın olarak hitap etmek suç ise ben de Sayın Abdullah Öcalan diyorum ve bu suçu işleyip kendimi ihbar ediyorum” şeklindeki dilekçe üzerine kendi isim ve adresini yazarak D. Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmek üzere PTT görevlilerine teslim ettiği, ayrıca örgütün toplanmasını sağladığı koliler hâlindeki dilekçelerin örgütsel törenle postaya verilmesi aşamasında, posta gönderiminin sağlanabilmesi, bu bağlamda örgütsel eylemin tamamlanabilmesi içi sanığın bizzat bu dilekçelerin zarflara konulması, zarflarda yer alan gönderici ve alıcı bölümlerinin doldurulması işlerini yapması üzerine PTT görevlilerince söz konusu dilekçelerin posta işlemlerinin tamamlanabildiği olayda; Ceza Genel Kurulunun 12.02.2008 tarihli ve 230-23 sayılı ile 03.03.2009 tarihli ve 184-43 sayılı kararlarına yansıyan ve silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçunu oluşturduğu kabul edilen, “örgütün ve amacının toplum içinde benimsenmesini sağlamaya yönelik olarak; ‘ben bir Kürdistanlı olarak, Kürdistanda sayın Abdullah Öcalan’ı bir siyasal irade olarak görüyor ve kabul ediyorum’ ibarelerini içeren bildirileri imzalatmak” şeklindeki eylemlerin ötesinde, PKK silahlı terör örgütünün sözde yürütme konseyince alınan kararlar ve yapılan eylem çağrıları doğrultusunda başlatılan kampanya kapsamında, sanığın, örgütün aldığı bu kararlara ve çağrılarına uyup örgüt adına projelendirilen ve ancak çok sayıda insanın katılımı ile gerçekleştirilmesi mümkün olan eylem üstlenilerek terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan’a destek verilmesi ve sahiplenilmesi amacıyla hazırlanan matbu dilekçeyi imzalamakla birlikte, hem bu dilekçenin hem de başka kişilere ait aynı mahiyetteki çok sayıda dilekçenin posta yoluyla gönderilmesine yönelik işlemlerin tamamlanabilmesi için gereken zarflama ve zarflarda yer alan gönderici ve alıcı kısımlarını doldurma işlerini tamamlayıp söz konusu dilekçelerin D. Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmek üzere PTT Müdürlüğüne teslimi şeklindeki PKK terör örgütünün amacını gerçekleştirmeye hizmet eden faaliyetlerinin, silahlı terör örgütüne yardım etme niteliğinde olduğu kabul edilmelidir.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir.

(CGK, 30.04.2019 tarihli ve 693-352 sayılı)