Kategoriler
CEZA HUKUKU

MUHAFAZA GÖREVİNİ KÖTÜYE KULLANMA/YARGITAY CEZA GENEL KURULU 02.10.2018 TARİHLİ VE 299-394 SAYILI KARARI

ÖZET: Eşinin borcu nedeniyle yapılan icra takibi kapsamında ikâmetinde gerçekleştirilen haciz işlemi sonrasında haczedilen eşyanın kendisine yediemin sıfatıyla teslim edilen sanığın, söz konusu eşyayı icra dairesince bildirilen satış yerine getirmediği gerekçesiyle muhafaza görevini kötüye kullanma suçundan mahkûmiyetine karar verilen olayda; sanığın kendisine teslim edilen mahcuz eşyayı kırma veya bir başkasına satma gibi teslim amacı dışında herhangi bir tasarrufta bulunmadığı, yedieminin mahcuz eşyayı satış yerine götürme hususunda kanundan doğan bir yükümlülüğünün olmadığı, mahcuz malın satış yerine götürülmemesinin TCK’nın 289/1. maddesinde tanımlanan suçun maddi unsuru kapsamında tasarruf olarak değerlendirilemeyeceği anlaşıldığından; sanığa atılı muhafaza görevini kötüye kullanma suçunun unsurlarının oluşmadığı kabul edilmelidir.

ÖZET: Eşinin borcu nedeniyle yapılan icra takibi kapsamında ikâmetinde gerçekleştirilen haciz işlemi sonrasında haczedilen eşyanın kendisine yediemin sıfatıyla teslim edilen sanığın, söz konusu eşyayı icra dairesince bildirilen satış yerine getirmediği gerekçesiyle muhafaza görevini kötüye kullanma suçundan mahkûmiyetine karar verilen olayda; sanığın kendisine teslim edilen mahcuz eşyayı kırma veya bir başkasına satma gibi teslim amacı dışında herhangi bir tasarrufta bulunmadığı, yedieminin mahcuz eşyayı satış yerine götürme hususunda kanundan doğan bir yükümlülüğünün olmadığı, mahcuz malın satış yerine götürülmemesinin TCK’nın 289/1. maddesinde tanımlanan suçun maddi unsuru kapsamında tasarruf olarak değerlendirilemeyeceği anlaşıldığından; sanığa atılı muhafaza görevini kötüye kullanma suçunun unsurlarının oluşmadığı kabul edilmelidir.

Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı muhafaza görevini kötüye kullanma suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

Alacaklı katılan G.Y. vekilince, borçlu H.D. hakkında başlatılan icra takibinin kesinleşmesi sonucunda alacaklı vekilinin talebi üzerine borçlu H.D.’nin ikametinde 11.03.2009 tarihinde haciz işlemi gerçekleştirildiği,

Haciz işlemine ilişkin tutanakta; haciz mahalline gidildiğinde ikamette borçlu H.D. yerine eşi sanık G.D.’nin bulunduğu ve çamaşır makinesi, bulaşık makinesi ile televizyonun haczedilerek yediemin sıfatıyla sanık G.D.’ye teslim edildiği bilgilerine yer verildiği,

İcra Dairesince sanığa 30.10.2009 tarihinde yapılan tebligatta; mahcuz eşyanın satışına ilişkin birinci açık artırmanın 05.11.2009 tarihinde adliye mezat salonunda yapılacağının, birinci açık artırma sonucunda mahcuz eşyanın yeterli kıymetini bulmaması hâlinde, ikinci açık artırmanın aynı yerde 10.11.2009 tarihinde gerçekleştirileceğinin ve her iki tarihte de sanığın mahcuz eşyayı satış yerinde hazır etmesi gerektiğinin belirtildiği, ancak mahcuz eşyanın nakliye masrafının yatırıldığına ilişkin şerh bulunmadığı,

Birinci açık artırmada alıcı çıkmaması nedeniyle satış işleminin bırakıldığı ikinci açık artırmada; sanığın, mahcuz eşyayı satış yerine getirmediğinden bahisle ihalenin yapılamadığı gerekçesiyle satış işleminin düşürülmesine karar verildiği,

Anlaşılmaktadır.

Katılan G.Y. kovuşturma aşamasında; sanığın eşi olan borçludan alacağını tahsil etmek için avukatının başlattığı icra takibi sonucunda borçlunun evinde haciz yapıldığını, haczedilen malların sanığa yediemin olarak teslim edildiğini, ancak sanığın satış tarihinde mahcuz eşyayı satış yerine getirmediğini beyan etmiş,

Sanık soruşturma aşamasında; eşi H.D.’nin borcu nedeniyle yapılan icra takibi üzerine oturdukları konutta yapılan haciz işleminin sonunda mahcuz eşyanın kendisine teslim edildiğini, daha sonra bu malları satış yerine getirmesi gerektiğine ilişkin kendisine tebligat yapıldığını, ancak okuma yazma bilmediğinden tebligatın içeriğini öğrenemediği için bu eşyayı belirtilen tarihte satış yerine götüremediğini,

Kovuşturma aşamasında ise; haczedilen eşyayı yediemin olarak teslim aldığı evde kiracı olarak oturduğunu, sonradan taşındığı diğer adreste de bu mahcuz eşyayı aynı şekilde muhafaza ettiğini, bu malları başkasına satması veya elden çıkarması söz konusu olmadığından muhafaza görevini kötüye kullanmadığını,

Savunmuştur.

Sanığa atılı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun ikinci kitabının “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlıklı dördüncü kısmının “Adliyeye Karşı Suçlar” başlıklı ikinci bölümünde, “Muhafaza Görevini Kötüye Kullanma” başlığıyla düzenlenen 289. maddesinin birinci fıkrası;

“Muhafaza edilmek üzere kendisine resmen teslim olunan rehinli veya hacizli veya herhangi bir nedenle elkonulmuş olan mal üzerinde teslim amacı dışında tasarrufta bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Kişinin bu malın sahibi olması halinde, verilecek ceza yarı oranında indirilir” şeklinde düzenlenmiştir.

Anılan normun konuluş amacı gerekçesinde;

“Madde metninde tanımlanan suç, esas itibarıyla güveni kötüye kullanma suçunun özel bir şeklini oluşturmaktadır. Ancak, malın kişiye özel bir görevin gereği olarak teslim edilmiş ve kişinin bunları olduğu gibi muhafaza ile ödevlendirilmiş olması nedeniyle, fiil aynı zamanda bir görevin kötüye kullanılmasını da ifade etmektedir.

Birinci fıkraya göre, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde teslim amacı dışında tasarrufta bulunulması, bu suçu oluşturacaktır. Teslim amacı muhafaza olduğuna göre, suçun konusunu oluşturan malın örneğin satılması, başkasına verilmesi gibi, bu amaçla bağdaşmayan davranışlar, söz konusu suçun oluşumuna neden olacaktır. Bu bakımdan, söz konusu suç, serbest hareketli suç görüntüsü arzetmektedir. Failin suç konusu eşyanın sahibi olması, cezanın indirilmesini gerektiren bir neden olarak kabul edilmiştir” şeklinde belirtilmiştir.

Uyuşmazlık konusunda isabetli bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi için, öncelikle yedieminlik kurumunun özel hukuktaki yerinin ve yedieminin yükümlülüklerinin incelenmesi gerekmektedir.

Muhafaza görevini kötüye kullanma suçunun faili, kendisine rehinli veya hacizli veya herhangi bir nedenle elkonulmuş malın resmen teslim edildiği kişi olan “yediemin”dir. Yedieminlik kurumu ise özel hukukta, suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 463. maddesinde düzenlenen “vedia sözleşmesi” nin ve hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 561. maddesinde düzenlenen “saklama sözleşmesi” nin bir türü olarak kabul edilmektedir. 6098 sayılı Kanun’un 561. maddesinin gerekçesinde, bu maddenin 818 sayılı Kanun’un 463. maddesinin karşılığı olduğu, metnin sadeleştirilmesi dışında hüküm değişikliği yapılmadığı belirtilmiş ve her iki kanunda da saklama sözleşmesi; saklayanın, saklatanın kendisine bıraktığı bir taşınırı güvenli bir yerde koruma altına almayı üstlendiği sözleşme olarak tanımlanmıştır.

Bu sözleşme doğrultusunda kendisine teslim olunan taşınır malı saklayan kişi, bu malı bir süre sonra geri vermek üzere aldığından, saklayanın sözleşmeden kaynaklanan borçlarından biri de malın geri verilmesidir. Bu husus 818 sayılı Kanun’un 466 ila 470. maddeleri ile 6098 sayılı Kanun’un aynı doğrultuda ve “geri verme başlığı” altında düzenlenen 564 ila 566. maddeleri arasında hüküm altına alınmış olup her iki kanunda da saklama sözleşmesi uyarınca saklama ile yükümlü olan kişinin, saklanan şeyi korunması gereken yerde iade etmekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Bu düzenleme dolayısıyla muhafaza eden kişinin malı götürüp teslim etme yükümlülüğü bulunmadığından, malın saklanması amacıyla teslim eden kişinin, iadesini istediği malı, muhafaza edilen yerden teslim alması gerekmektedir. Bununla birlikte, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun taşınır mahcuz malların muhafaza tedbirlerini düzenleyen 88. ve “üçüncü kişiye bırakılan mallar” başlıklı 358. maddeleri uyarınca hacizli malın muhafaza edilmesi amacıyla kendisine bırakıldığı kişi, malların icra dairesinden istendiği anda önceki durumuyla iade ile yükümlü ise de, bu hükümlerde de iadenin şekli ve yeri hususunda bir düzenleme yapılmaması dikkate alındığında, hacizli malın iadesi konusunda da genel hükümlerin uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır.

Öte yandan, özel hukuka ilişkin hükümler TCK’nın 289. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen suça konu fiilin kapsamının tayininde yol gösterici olmakla birlikte, gerek bu hükümlerde gerekse söz konusu suça ilişkin düzenlemede yediemine açıkça mahcuz malı başka yere götürmek suretiyle teslim etme görevinin yüklenmediği, ancak teslim edenin, mahcuz malı muhafaza edenin adresine başvurarak iadesini istemesine karşın, yedieminin iade etmemesi durumunda yükümlülüğüne aykırı davrandığı söylenebileceğinden, faile kanuna dayanmayan bir görev yüklenmesi, diğer bir ifadeyle, bu suçun maddi unsurunu oluşturan ve “mal üzerinde teslim amacı dışında tasarrufta bulunma” şeklinde tanımlanan fiilin kapsamını, mahcuz malı icra dairesi tarafından belirlenen satış yerine götürmemek biçiminde genişletmek; suç ve cezaların kanuniliği ilkesine aykırı olup bu eylemden ibaret ihmali davranışın teslim amacı dışında bir tasarruf olarak değerlendirilmesi de olanaklı değildir. Nitekim Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında da aynı sonuca ulaşılmıştır.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Eşinin borcu nedeniyle yapılan icra takibi kapsamında ikâmetinde gerçekleştirilen haciz işlemi sonrasında haczedilen eşyanın kendisine yediemin sıfatıyla teslim edilen sanığın, söz konusu eşyayı icra dairesince bildirilen satış yerine getirmediği gerekçesiyle muhafaza görevini kötüye kullanma suçundan mahkûmiyetine karar verilen olayda; sanığın kendisine teslim edilen mahcuz eşyayı kırma veya bir başkasına satma gibi teslim amacı dışında herhangi bir tasarrufta bulunmadığı, yedieminin mahcuz eşyayı satış yerine götürme hususunda kanundan doğan bir yükümlülüğünün bulunmadığı mahcuz malın satış yerine götürülmemesinin TCK’nın 289. maddesinin birinci fıkrasında tanımlanan suçun maddi unsuru kapsamında tasarruf olarak değerlendirilemeyeceği anlaşıldığından; sanığa atılı muhafaza görevini kötüye kullanma suçunun unsurlarının oluşmadığı kabul edilmelidir.

Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, sanığa atılı muhafaza görevini kötüye kullanma suçundan beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir…

(CGK, 02.10.2018 tarihli ve 299-394 sayılı)