Kategoriler
CEZA HUKUKU

GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇU/YARGITAY CEZA GENEL KURULUNUN 25.12.2018 TARİHLİ VE 1422-695 SAYILI KARARI

ÖZET: Sanığın, soruşturma evresinde katılanın lehine olan tüm delilleri topladığına, trafik kazası tespit tutanağında yer verilen bulgularla yetinmeyerek Ankara’dan mobese kayıtlarını getirttiğine ve soruşturma sonucunda toplanan delillere göre suçun işlendiği konusunda yeterli şüphe oluşması sebebiyle katılan hakkında iddianame düzenlediğine ilişkin savunması, bu savunmanın trafik kazası tespit tutanağında yer alan, katılanın Karayolları Trafik Kanunu’nun 84. maddesinde sürücü asli kusurları arasında sayılan kırmızı ışıkta geçtiği tespiti ile uyumlu olması, kamu davası açılması bakımından suçun işlendiği hususunda yeterli şüphenin varlığı yeterli olup mahkûmiyet kararının ancak suçun işlendiğinin sabit olması hâlinde verilebilmesi ve kamu davası açmakla dosyadan el çeken sanık M.’ye, Mahkemece temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesi, takdiri indirimin ve diğer kişiselleştirme sebeplerinin uygulanmaması hususlarında kusur izafe edilmesinin mümkün olmaması birlikte değerlendirildiğinde, soruşturma evresi sonunda topladığı delillerin suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturduğu inancıyla sahip olduğu yargı yetkisini kullanarak CMK’nın 170/2. maddesi uyarınca katılan hakkında iddianame düzenleyen sanık M.’nin eyleminin, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek olarak nitelendirilemeyeceği anlaşıldığından, atılı görevi kötüye kullanma suçunun unsurlarının oluşmadığı kabul edilmelidir.

ÖZET: Sanığın, soruşturma evresinde katılanın lehine olan tüm delilleri topladığına, trafik kazası tespit tutanağında yer verilen bulgularla yetinmeyerek Ankara’dan mobese kayıtlarını getirttiğine ve soruşturma sonucunda toplanan delillere göre suçun işlendiği konusunda yeterli şüphe oluşması sebebiyle katılan hakkında iddianame düzenlediğine ilişkin savunması, bu savunmanın trafik kazası tespit tutanağında yer alan, katılanın Karayolları Trafik Kanunu’nun 84. maddesinde sürücü asli kusurları arasında sayılan kırmızı ışıkta geçtiği tespiti ile uyumlu olması, kamu davası açılması bakımından suçun işlendiği hususunda yeterli şüphenin varlığı yeterli olup mahkûmiyet kararının ancak suçun işlendiğinin sabit olması hâlinde verilebilmesi ve kamu davası açmakla dosyadan el çeken sanık M.’ye, Mahkemece temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesi, takdiri indirimin ve diğer kişiselleştirme sebeplerinin uygulanmaması hususlarında kusur izafe edilmesinin mümkün olmaması birlikte değerlendirildiğinde, soruşturma evresi sonunda topladığı delillerin suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturduğu inancıyla sahip olduğu yargı yetkisini kullanarak CMK’nın 170/2. maddesi uyarınca katılan hakkında iddianame düzenleyen sanık M.’nin eyleminin, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek olarak nitelendirilemeyeceği anlaşıldığından, atılı görevi kötüye kullanma suçunun unsurlarının oluşmadığı kabul edilmelidir.

Sanık M.’ye atılı görevi kötüye kullanma suçunun unsurlarıyla sabit olup olmadığına gelince; İncelenen dosya kapsamından; S. Ağır Ceza Mahkemesince katılan S.Ö.’nün trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan mahkûmiyetine karar verilen dosya üzerinde yapılan incelemeye göre; katılanın 12.11.2011 tarihinde kullandığı araçla A.’da dönel kavşakta maddi hasarlı trafik kazasına karıştığı, tarafların birbirlerini kırmızı ışıkta geçmekle suçlamaları üzerine olay yerine çağrılan trafik polislerince aynı tarihte düzenlenen 1629 sayılı maddi hasarlı trafik kazası tespit tutanağı uyarınca katılanın 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 84. maddesinde yer alan “Kırmızı ışıkta geçmeme” kuralını ihlal ettiği ve asli kusurlu olduğu, diğer sürücü Ş.M.’nin ise kural ihlali yapmadığı, tarafların alkolsüz olduğunun tespit edildiği, katılanın aracında maddi hasar oluştuğu, diğer araçta ise maddi hasar meydana gelmediği, tutanağın S. Cumhuriyet Başsavcılığına ulaşması üzerine başlatılan soruşturma sonucunda Ş. M. hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği ve olay tarihinde Ş. İdare Mahkemesinde üye hâkim olarak görev yapan katılan hakkında 2802 sayılı Kanun’un 93. maddesi uyarınca 2011/1605 sayılı yetkisizlik kararı ile evrakın yetkili S. Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği, S. Cumhuriyet Başsavcılığınca … sayılı dosya üzerinden yürütülen soruşturma sonucunda Cumhuriyet Başsavcısı sanık M. tarafından düzenlenen 08.05.2012 tarihli ve … sayılı iddianame ile katılanın “Kırmızı ışık ihlali yaparak, trafik düzenine aykırı davranmak ve bu şekilde mağdurun aracına çarpması neticesinde aracına zarar vermek suretiyle,

” trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunu işlediği belirtilerek TCK’nın 179/2 ve 53. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle S. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, S. Ağır Ceza Mahkemesince iddianamenin kabul edilerek . esas numarası üzerinden yargılamaya başlandığı, bu dosyada sanık sıfatıyla savunması alınan katılanın; meydana gelen kazada kendi kusuru olmadığını, karşı tarafın kırmızı ışık ihlali yaptığını ve aracında maddi hasar meydana geldiğini belirterek suçlamayı kabul etmediği, mağdur olarak talimatla ifadesi alınan Ş. M.’nin ise kırmızı ışık ihlali yapan sanığın aracına çarptığını, ancak önemli bir hasarın oluşmadığını, zararının bulunmadığını ve sanıktan şikâyetçi olmadığını belirttiği, S. Ağır Ceza Mahkemesince katılanın temyiz kapsamı dışında kalan sanık A ve inceleme dışı sanıklar M. E ve H.’den oluşan heyetle 11.07.2012 tarihinde yapılan duruşma sırasında Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasında katılanın eyleminin suç teşkil etmemesi nedeniyle beraatine karar verilmesi yönünde talepte bulunulduğu, Mahkemece … sayılı karar ile katılanın eylemi sabit görülerek TCK’nın 179/2. maddesi uyarınca takdiren ve teştiden 1 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, TCK’nın 62 ve 51. maddelerinin uygulanmamasına, mağdurun zararının giderilmediği ve sanığın bir daha suç işlemeyeceği kanaatine varılmadığından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verildiği, anılan kararın sanık ve duruşma savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 24.04.2013 tarih ve 29991-10969 sayı ile;

“Sanık hakkında unsurları oluşmayan trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan beraat kararı verilmesi gerektiği halde yasal ve yerinde olmayan gerekçelerle sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi, kabule göre de TCK’nın 3/1. maddesinde öngörülen orantılılık ilkesine aykırı davranılması, TCK’nın 62. maddesinin uygulanmaması gerekçesinin dosyaya tam olarak yansıtılmadan Kanun’daki ifadelerin aynen tekrar edilmesi, mağdurun bir zararının olmadığını belirtmesine rağmen mağdurun zararının giderilmediğinden bahisle CMK’nın 231. maddesinin uygulanmaması ve dosya içeriği ile bağdaşmayan gerekçe ile TCK’nın 51. maddesine yer olmadığı kararı verilmesinin kanuna aykırı görülmesi” sebebiyle oy çokluğuyla bozulmasına karar verildiği, bozulan karar sonrası farklı hâkim heyeti ve Cumhuriyet savcısıyla oluşan S. Ağır Ceza Mahkemesinin bozma ilamına uyduğu ve katılan hakkında beraat kararı verdiği, verilen bu kararın temyiz edilmeksizin kesinleştiği, Anlaşılmaktadır. Katılan S.Ö.; aşamalarda vermiş olduğu ifadelerini ve yazılı beyanlarını tekrar ettiğini, Cumhuriyet Başsavcısı unvanıyla görev yapan ve on yıldan fazla mesleki kıdemi bulunan sanık M’nin, mesleki bilgisi itibarıyla yargılanmasına konu eylemin suç oluşturmadığını ve bu eylemle ilgili olarak kamu davası açılmaması gerektiğini bilmesinin gerektiğini, gerekli araştırma yapılmadan hakkında keyfe keder kamu davası açıldığını, bu şekilde şahsının hedef alındığını, meslekten ihracına ve mağduriyetine sebebiyet verecek şekilde basit bir trafik kazasının istismar vasıtası olarak kullanıldığını, bu nedenlerle sanık M. hakkında şikâyetçi olduğunu ve davaya katılmak istediğini,

Tanık M.S.; olay tarihinde S. Cumhuriyet Savcısı olarak görev yaptığını, katılanın yargılandığı Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya geçici olarak kendisinin katıldığını, katılanın kırmızı ışık ihlali yaptığına ve sonradan olay yerine gelen polislerin düzenledikleri tutanak dışında olayın mağdurunun aracında hasar bulunduğuna ilişkin dosyaya yansıyan bir delil bulunmadığını, bu nedenle katılana atılı suçun unsurlarının oluşmadığı düşüncesiyle beraat mütalaası verdiğini, Tanık N.Ş.; olay tarihinde S. Adliyesinde hâkim olarak görev yaptığını, Ş.’de İdare Mahkemesi Hâkimi olarak görev yapan katılan hakkında Ağır Ceza Mahkemesince trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan TCK’nın 179/2. maddesi gereğince 1 yıl 6 ay hapis cezası verildiğini, kararı sonradan duyduğunu, katılan hakkındaki kamu davasını açan S. Cumhuriyet Başsavcısı sanık M. ile de beraber çalıştıklarını, hâkim olması nedeniyle savcılar kadar sık görüşmese de sanık M.’yi çalışkan ve işine bağlı biri olarak bildiğini, müfettişe ifade verirken sanık M. ile ilgili kendisine herhangi bir şey sorulmadığını, soruşturmaya sonradan dâhil edildiğini öğrendiğini, verilen kararla bir ilgisi olduğunu duymadığını, sulh ceza ve asliye ceza hâkimliği yapması nedeniyle trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçlarına da baktığını, S. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanan katılanın kırmızı ışıkta geçerek bir kamyona çarptığının söylendiğini, anılan suçun somut tehlike suçu olması nedeniyle konuya ilişkin yerleşik bir içtihat bulunmadığını, olaysal değerlendirme yapılması gerektiğini, merak ettiği için Yargıtay ilamına baktığında,

Yargıtay’ın söz konusu olayla ilgili katılanın kırmızı ışıkta geçtiğinin kesin olarak belirlenememesi nedeniyle beraat kararı verilmesi gerektiğinden bahisle kararı bozduğunu, bir üyenin ise mahkûmiyet kararı verilmesi gerektiğini düşünerek muhalif kaldığını öğrendiğini, suçun oluşup oluşmadığının Yargıtay aşamasında bile tartışma konusu olduğu bir durumda dava açılması ve sanık hakkında mahkûmiyet kararı verilmesinin normal bir durum olduğunu, müfettişlerin savcılar üzerindeki “Niye dava açmadın? Mahkeme değerlendirseydi.” şeklindeki baskılarının etkisiyle açılan davaların büyük bir kısmının beraatle sonuçlandığının herkesin malumu olduğunu, bu nedenle “Niye dava açtın?” demenin bir çelişki oluşturduğunu, Tanık A. İ. İ.; 2012 ile 2014 yılları arasında S. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olarak çalıştığını, son soruşturmanın açılmasına dair kararda bahsi geçen mahkemenin …/… sayılı dava dosyasını içeriği itibarıyla hatırladığını, anılan dosyanın Yargıtayca bozulduktan sonra kendisinin başkan olduğu dönemde Mahkemeye geldiğini ve hatırladığı kadarıyla bozmaya uyarak beraat kararı verdiklerini, S.’te dönemin Cumhuriyet Başsavcısı sanık M. ile birlikte çalıştığını, bu olayın sürekli konuşulduğunu, sanık M.’nin, söz konusu dosyanın ilk kararında Cumhuriyet savcısının beraat mütalaası vereceğinden kendisinin de haberi olduğunu, hatta mütalaada Cumhuriyet savcısıyla hemfikir olduklarını, buna rağmen mahkûmiyet kararı çıktığını öğrenince kararı temyiz ettiklerini söylediğini, bir hukukçu olarak katılan hakkında kamu davası açılmasında art niyet olmadığını düşündüğünü, zira Yargıtay uygulamasının da yerleşik olmadığını, dolayısıyla kırmızı ışıkta geçen ve maddi hasarlı bir kazaya sebep olan katılan hakkında kamu davası açılmasının hukuksuz olmadığını, sanık M.’nin art niyetli olmadığını görevi süresince gözlemlediğini,

Tanıklar E.G., İ.A., C.T., M.Ö ve A.C.N.’nin esasa yönelik bir anlatımlarının bulunmadığı, İnceleme dışı sanık M.E.A.; 19.10.2011 tarihinde ilk görev yeri olan S. Adliyesine kura kararnamesiyle atandığını, kendisine Sulh Hukuk Mahkemesi ve Kadastro Mahkemesi Hâkimi olarak yetki verildiğini, izinler ve raporlar nedeniyle sürekli olarak kadro eksikliği yaşadıklarını, bu nedenle diğer mahkemelere geçici yetkiyle çıktığını, olay günü kadastro dosyalarına baktığı sırada komisyon yazı işleri müdürü olan tanık C.’nin, ağır ceza heyetinde üye eksikliği olduğunu söylediğini, heyetin teşekkül edebilmesi amacıyla duruşmalarına ara vererek ağır ceza mahkemesi heyetine iştirak ettiğini, katılanın temyiz kapsamı dışındaki sanık A.’nın dosyayı kısaca kendilerine izah ettiğini, kendisinin de bu sıra katılanın dosyasını incelediğini, tutanakta kırmızı ışık ihlali yapıldığını görünce, akademiden kalan bilgileriyle katılana atılı suçun sübuta erdiği kanaatine vardığını, hükmün kurulma biçiminin konuşulmadığını, katılanın temyiz kapsamı dışındaki sanık A.’nın flash diskini zabıt kâtibine verdiğini ve kararın bu şekilde yazdırıldığını, davanın tarafları gelmediği için tefhim yapılmadığını, diğer dosyaları incelerken kararın imzalanarak kendisine geldiğini, ancak kararı görünce şaşırdığını, zira dosyanın sanığının hâkim olarak görev yaptığını bilmediğini, o an itibarıyla kendisinde kararın yanlış, verilen cezanın ise fazla olduğu kanaatinin oluştuğunu, öğle arası duruşma savcısı olan tanık M.’yi çağırdığını ve belirttiği şekilde çıkan kararı temyiz etmesini istediğini, birkaç gün sonra da gerekçeli kararın kendisine geldiğini, kararın yazım şeklinin de uygun olmadığını düşündüğünü ve bu düşüncesini inceleme dışı sanık H. ile paylaştığını, gerekçeli karara muhalefet edebileceğini bilmediğini, kararı da temyiz edilmesi hâlinde bozulacağı inancıyla imzaladığını,

İnceleme dışı sanık H.C.; 2011 yılında S.’ye ağır ceza mahkemesi üyesi olarak atandığını, inceleme konusu olay meydana geldiğinde mesleğinin üçüncü yılında olduğunu, adliyede sürekli kadro sıkıntısı yaşandığını, katılanın temyiz kapsamı dışındaki sanık A.’nın genelde gerekçeli kararları yazdığını, kendisinin ise daha çok «Değişik iş” dosyalarıyla uğraştığını, sanık A.’nın tecrübeli bir hâkim olduğunu ve kararları flash diske yazdığını, iş yoğunluğu sebebiyle dosyayı duruşma günü aralarında görüştüklerini, sübutu tartıştıklarını ve bu konuda fikir birliği sağladıklarını, trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun bir tehlike suçu olması nedeniyle kendisinin de suçun oluştuğu kanaatinde olduğunu, ancak kararın ferileri hakkında bilgi sahibi olmadığını, hatırladığı kadarıyla söz konusu dosyanın sanığı olan katılan hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakıldığını, ancak gerekçeli karar kendilerine geldiğinde temel cezanın belirlenmesi sırasında fahiş bir hata yapıldığını, yüksek hadden ceza verildiğini, TCK’nın 62. maddesinin uygulanmadığını, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının tatbik edilmediğini gördüğünü, bunun üzerine inceleme dışı sanık M.E. ile bir araya gelerek katılanın temyiz kapsamı dışındaki sanık A.’nın yanına gittiklerini, ancak sanık A’nın kısa kararı imzaladıkları için gerekçeli kararı da imzalamaları gerektiğini söylediğini, bunun üzerine kararı imzaladıklarını, Katılanın temyiz istemine göre kapsam dışı sanık A:A.; beşinci görev yeri olan S.’ye ağır ceza mahkemesi başkanı olarak atandığını, bütün kararlarını flash diske yazdığını, bu durumun katılanın yargılandığı dosyaya has bir uygulama olmadığını, S.’de kamu dolandırılıcılığı dosyaları çok fazla olduğu için caydırıcılık açısından genel olarak teşdiden ceza uygulaması yoluna gittiğini ve verdiği kararlarının Yargıtayca onandığını, hakkında açılan kamu davası nedeniyle katılanın kendisiyle sürekli görüşme talebinde bulunduğunu, ancak katılanla görüşmeyi kabul etmediğini, yine katılan lehine karar vermesi konusunda bazı HSYK üyleri tarafından telefonla arandığını, dosyaya müdahale edilmek istendiğini sanık M.’ye de söylediğini, söz konusu dosyada suçun sübut bulduğu kanaatine vardığını,

Yargıtay ilgili Dairesinin kırmızı ışıkta geçmeyi suç saydığına ilişkin onlarca kararını dosyaya sunduğunu, ilk celsede karar verdiğini, ancak Yargıtay ilgili Dairesinin bunu bile bozma sebebi yaptığını, ilk celsede mahkûmiyet verdiği çok sayıda kararı olmasına rağmen hiçbirinin bu gerekçeyle bozulmadığını, dört sayfadan fazla gerekçe yazmasına rağmen kararının gerekçesiz olmasının da bozma sebebi yapıldığını, TCK’nın 62. maddesini genellikle uygulamadığını, söz konusu dosyanın sanığı olan katılanın kendisini sürekli aramaya çalıştığını ve başkalarına arattığını, bu nedenle katılanın söz konusu davada herhangi bir pişmanlığının bulunmadığı kanaatine vardığını, dosyaya dışarıdan müdahale olmasaydı gerekçesini göstererek katılan hakkında 62. maddeyi uygulayacağını, dosyaya müdahale eden bir kişiye 62. maddenin uygulanmasını doğru bulmadığını, Beyan etmişlerdir. Sanık M.K.; S. Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yaptığı dönemde A.’da meydana gelen bir trafik kazasında polis ekiplerince sürücünün kırmızı ışık ihlali neticesinde trafik kazasına sebebiyet verdiğine ilişkin yapılan tespit uyarınca trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan dolayı açtığı kamu davası nedeniyle görevi kötüye kullanma suçundan hakkında beklemediği hâlde son soruşturmanın açılmasına karar verildiğini, bu olay nedeniyle yargılandığı için şaşkınlık içinde olduğunu,

yazılı savunmalarının içeriğini aynen tekrar ettiğini, söz konusu kamu davasının soruşturma evresinde katılanın lehine olan tüm delilleri topladığını, kaza tespit tutanağı ile yetinmeyerek A.’dan mobese kayıtlarını getirttiğini, soruşturma evresi sonunda toplanan delillere göre suçun işlendiği konusunda yeterli şüphe oluşması sebebiyle CMK’nın 170. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca iddianame düzenlediğini, yargı yetkisini kullandığını, duruşmaya çıkan Cumhuriyet savcısının beraat mütalaasında bulunduğunu ve mahkûmiyet kararını da temyiz ettiğini, bu nedenle iddia makamının kül olarak üzerine düşen görevi yerine getirdiğini, katılanın iddialarını kabul etmediğini savunmuştur. … Katılanın kullandığı araçla 12.11.2011 tarihinde A.’da maddi hasarlı trafik kazasına karışması ve trafik polislerince aynı tarihte düzenlenen trafik kazası tespit tutanağı uyarınca katılanın 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 84. maddesinde yer alan “Kırmızı ışıkta geçmeme” kuralını ihlal ettiğinin ve asli kusurlu olduğunun belirtilmesi üzerine S. Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma sonucunda, hakkında şüpheli sıfatıyla işlem yapılan katılanın Ş. İdare Mahkemesinde üye hâkim olarak görev yapması nedeniyle 2802 sayılı Kanun’un 93. maddesi uyarınca soruşturma evrakının yetkili S. Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği, S. Cumhuriyet Başsavcılığınca … sayılı dosya üzerinden soruşturmanın yürütülmeye başlandığı ve yapılan soruşturma sonucunda Cumhuriyet Başsavcısı olan sanığın, yasal mevzuat ile Yargıtay içtihatlarına göre suç olmayan bir eylem nedeniyle 08.05.2012 tarihli ve 566-81 sayılı iddianame ile katılanın “Kırmızı ışık ihlali yaparak, trafik düzenine aykırı davranmak ve bu şekilde mağdurun aracına çarpması neticesinde aracına zarar vermek” suretiyle trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunu işlediğine yer vererek S. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açmak suretiyle görevini kötüye kullandığı iddia edilen olayda;

Sanığın, soruşturma evresinde katılanın lehine olan tüm delilleri topladığına, trafik kazası tespit tutanağında yer verilen bulgularla yetinmeyerek A.’dan mobese kayıtlarını getirttiğine ve soruşturma sonucunda toplanan delillere göre suçun işlendiği konusunda yeterli şüphe oluşması sebebiyle katılan hakkında iddianame düzenlediğine ilişkin savunması, bu savunmanın 12.11.2011 tarihli ve 1629 sayılı trafik kazası tespit tutanağında yer alan, katılanın Karayolları Trafik Kanunu’nun 84. maddesinde sürücü asli kusurları arasında sayılan kırmızı ışıkta geçtiği tespiti ile uyumlu olması, kamu davası açılması bakımından suçun işlendiği hususunda yeterli şüphenin varlığı yeterli olup mahkûmiyet kararının ancak suçun işlendiğinin sabit olması hâlinde verilebilmesi ve kamu davası açmakla dosyadan el çeken sanık M.’ye, Mahkemece temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesi, takdiri indirimin ve diğer kişiselleştirme sebeplerinin uygulanmaması hususlarında kusur izafe edilmesinin mümkün olmaması birlikte değerlendirildiğinde, soruşturma evresi sonunda topladığı delillerin suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturduğu inancıyla sahip olduğu yargı yetkisini kullanarak CMK’nın 170. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca katılan hakkında iddianame düzenleyen sanık M.’nin eyleminin, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek olarak nitelendirilemeyeceği anlaşıldığından, atılı görevi kötüye kullanma suçunun unsurlarının oluşmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla, katılanın temyiz itirazlarının reddi ile sanık Mehmet hakkında görevi kötüye kullanma suçundan verilen beraat hükmünün onanmasına karar verilmelidir.

(CGK, 25.12.2018 tarihli ve 1422-695 sayılı)