Kategoriler
CEZA HUKUKU

GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇU/YARGITAY CEZA GENEL KURULUNUN 16.04.2019 TARİHLİ VE 475-318 SAYILI KARARI

ÖZET: Hâkim olarak yürüttüğü dosyalarda, sanık olarak yargılanan kişilerle veya yakınlarıyla yakın ilişkiler kurup, bu kişilerden hediye kabul ederek görevinin gereklerine aykırı davranan, bu şekilde lehine karar verdiği kişilerden haksız menfaat sağlarken bir kısım dosyada tarafların veya üçüncü kişilerin mağduriyetine sebebiyet veren, bağımsız ve tarafsız olarak yapılması gereken hâkimlik mesleğine gölge düşürmek ve yargı erkinin güvenilirliğine yüksek derecede zarar vermek suretiyle de kamu zararına neden olan sanığın eylemleri TCK’nın 257/1 ve 43. maddeleri uyarınca zincirleme görevi kötüye kullanma suçunu oluşturmaktadır. Sanığın önceden yapılan bir anlaşma kapsamında, sağladığı menfaatler karşılığında yargıladığı kişilerin lehine kararlar verdiği olgusunun mevcut delillerle kanıtlanamaması sebebiyle rüşvet suçundan; menfaat temininin herhangi bir zorlamaya, menfaati sağlayanların hileli hareketlerle ikna edilmesine dayandığına veya bu kişilerin hatalarından faydalanılmak suretiyle menfaat temin edildiğine ilişkin delil bulunmaması nedeniyle de irtikap suçundan söz edilemeyecektir.

ÖZET: Hâkim olarak yürüttüğü dosyalarda, sanık olarak yargılanan kişilerle veya yakınlarıyla yakın ilişkiler kurup, bu kişilerden hediye kabul ederek görevinin gereklerine aykırı davranan, bu şekilde lehine karar verdiği kişilerden haksız menfaat sağlarken bir kısım dosyada tarafların veya üçüncü kişilerin mağduriyetine sebebiyet veren, bağımsız ve tarafsız olarak yapılması gereken hâkimlik mesleğine gölge düşürmek ve yargı erkinin güvenilirliğine yüksek derecede zarar vermek suretiyle de kamu zararına neden olan sanığın eylemleri TCK’nın 257/1 ve 43. maddeleri uyarınca zincirleme görevi kötüye kullanma suçunu oluşturmaktadır. Sanığın önceden yapılan bir anlaşma kapsamında, sağladığı menfaatler karşılığında yargıladığı kişilerin lehine kararlar verdiği olgusunun mevcut delillerle kanıtlanamaması sebebiyle rüşvet suçundan; menfaat temininin herhangi bir zorlamaya, menfaati sağlayanların hileli hareketlerle ikna edilmesine dayandığına veya bu kişilerin hatalarından faydalanılmak suretiyle menfaat temin edildiğine ilişkin delil bulunmaması nedeniyle de irtikap suçundan söz edilemeyecektir.

Temyiz incelemesi yapan Ceza Genel Kurulunca dosya incelenip görüşülerek gereği düşünüldü: Sanık hakkındaki hükmün bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihi olan 20.07.2016 tarihinden önce verilmiş olması nedeniyle Yargıtay Ceza Genel Kurulunca temyiz incelemesi, 1412 sayılı CMUK’un, 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca yürürlükte bulunan hükümlerine göre ve Yargıtay 5. Ceza Dairesince sabit görülmediği gibi aleyhine bir temyiz istemi de yöneltilmeyen, sanığın içinde cep telefonu bulunan çantasının A. Alışveriş Merkezinde çalındığı iddiası sonrasında, bu iş merkezinin işleticileri tarafından kendisine iki adet cep telefonu hediye almasını sağlaması eylemi haricindeki görevi kötüye kullanma eylemlerinden kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır. İncelenen dosya kapsamına göre; Sanık İ.’nin olay tarihinde B. 2. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi olarak görev yaptığı ve 30.04.1997 tarihi itibarıyla birinci sınıfa ayrıldığı, İ. Cumhuriyet Başsavcılığınca 01.02.2013 tarih ve …..-……-… sayı ile; sanık İ.’nin görevi kötüye kullanma suçu nedeniyle TCK’nın 257/1, 43/1 ve 53. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 90/1. maddesi uyarınca hakkında son soruşturmanın Yargıtay İlgili Ceza Dairesinde açılıp yapılmasına karar verilmesi talebinde bulunulduğu, İ. 20. Ağır Ceza Mahkemesince 13.03.2013 tarih ve …./…. sayı ile; B. Cumhuriyet Başsavcılığının …./….. sayılı soruşturması kapsamında suç örgütü kurup yönetme, örgüte üye olma, örgüte bilerek yardım etme, rüşvet verme, resmi belgede sahtecilik, fuhşa teşvik ve aracılık etme suçlarından yürütülen soruşturma çerçevesinde mahkemece verilen iletişimin tespitine yönelik kararlar uyarınca dinlenen örgüt lideri tanık O. ile toplam 94 adet görüşmesi tespit edilen ve olay tarihi itibarıyla B. hâkimi olarak görev yapan sanığa ait bu görüşmelerin yer aldığı tape çözümlerine ilişkin tutanakların,

İ. Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce B. Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesi üzerine, belgelerin B. Cumhuriyet Başsavcılığınca 09.03.2010 tarihli ve B.M.20…./… sayılı yazıyla yasal gereği için Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderildiği, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünce konuyla ilgili olarak Adalet Müfettişleri tarafından inceleme ve soruşturma yapılmasına ilişkin 12.05.2010 tarihli bakan oluru üzerine mevcut evrakın gereği için Teftiş Kurulu Başkanlığına gönderildiği, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başmüfettişliğince yapılan inceleme ve soruşturma sonrası düzenlenen raporlar göz önünde bulundurularak HSYK 2. Dairesinin 20.11.2012 tarihli ve 5-736 sayılı kararı uyarınca soruşturma raporunun 4 No.lu maddesinin birinci paragrafı ile 3 ve 6 No.lu soruşturma maddelerinde belirtilen eylemler yönünden sanık hakkında kovuşturma yapılmasına karar verildiği, temyizin kapsamına göre; 1- HSYK 2. Dairesinin 5-736 sayılı kararının 6. maddesindeki eylemler; a- Sanığın müstemir yetkili B. 2. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi olarak görev yaptığı, Mahkemenin …./…. esas sayılı dosyasında sanık olarak yargılanan N.’den hediye olarak üç adet ayakkabı aldığı ve bu dosyada kamu davasının zamanaşımı sebebiyle ortadan kaldırılmasına karar verdiği, b- B. 2. Asliye Ceza Mahkemesinin …./…. esas sayılı dosyasında sanık olarak yargılanan M.’nin babası H.’den bir adet ayakkabıyı hediye olarak aldığı, yapılan yargılama neticesinde bu dosyanın düşme kararıyla sonuçlandırıldığı, c- B. 2. Asliye Ceza Mahkemesinin …./… esas sayılı dosyasının sanığı O.’dan üç adet parfümü hediye olarak aldığı,

bu dosyanın HSYK Başmüfettişlerince araştırma ve soruşturma yapıldığı tarih itibarıyla derdest durumda olduğu, bu davranışların memuriyet görevini kötüye kullanma niteliğinde olduğu, 2- HSYK 2. Dairesinin 5-736 sayılı kararının 4/1. maddesindeki eylemler; a- B.’nin bulundurma ruhsatlı tabancasını taşırken emniyet görevlileri tarafından yapılan kontroller sırasında yakalandığı ve hakkında 6136 sayılı Kanun’un 13/3. maddesine muhalefet suçlamasıyla B. l. Sulh Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, kamu davasının anılan Mahkemenin …./… esasına kaydedildiği, yargılama aşamasında sanık müdafisinin, müvekkilince tabancanın suç örgütü lideri olduğu iddia edilen O.’nın işlettiği S. Dünyası isimli iş yerine bakım için götürüldüğünü ve bunun için idarece verilmesi gereken tezkerenin alınmadığını belirttiği ve söz konusu iş yerinden alındığı iddia edilen “Tabanca – tüfek bakım onarım fişi” fotokopisinin mahkemeye ibraz ettiği, Mahkemece fiilin 6136 sayılı Kanun’un 13/1. maddesinde belirtilen ruhsatsız silah taşıma suçunu oluşturduğu gerekçesiyle 23.02.2009 tarihinde görevsizlik kararı verildiği ve bu karar üzerine dosyanın B. 2. Asliye Ceza Mahkemesinin …./…. sayılı esasına kaydedildiği, 04.06.2009 tarihinde sanık tarafından tensibin yapıldığı, 13.10.2009 tarih ve .. sayı ile de sanığın beraatine ve suça konu tabancanın iadesine karar verildiği,

bu süreç içerisinde sanık ile B. 2. Asliye Ceza Mahkemesinin …./…. esas sayılı dosyasının sanığı konumundaki B.’nün telefonla bir çok kez görüşme yaptıkları, Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkındaki Yönetmelik’in 4. maddesi gereğince bulundurma ruhsatlı silahların nakli için mülki idare amirinden silah nakil belgesi alınmadan bulundurma ruhsatlı tabancanın taşınmasının ruhsatsız silah taşıma suçunu oluşturacağı, sanığın kıdem durumu, mesleki tecrübesi, olayın oluş şekli ve aşağıda belirtildiği üzere M.S. Konut Yapı Kooperatifince yaptırılan P.E. Sitesi 1. blok 5. kat B giriş 1. numaralı dairenin B.’e rayiç değerinin üzerinde satılması suretiyle maddi menfaat temin ettiğinin iddia edilmesi göz önüne alındığında; B.’nün beraatine ve suça konu silahın iadesine karar vermesinin görevi kötüye kullanma olarak değerlendirilmesi gerektiği, b- N. tarafından “..hotmail.com” adresinden Adalet Bakanlığına gönderilen elektronik postadaki ihbarlarla ilgili olarak HSYK 3. Dairesinin 03.05.2012 tarihli ve 3125 sayılı soruşturma iznine istinaden düzenlenen soruşturma raporundaki eylemler yönünden HSYK 2. Dairesinin 20.11.2012 tarihli ve 176- 739 sayılı kararıyla kovuşturma izni verildiği ve benzer konuda daha önce HSYK 2. Dairesinin 5 sayılı disiplin dosyasının 4/1. maddesindeki kovuşturma izni ile birleştirilmesinin istendiği,

HSYK 3. Dairesinin 03.05.2012 tarihli ve 3125 sayılı soruşturma iznine istinaden HSYK Başmüfettişliğince düzenlenen inceleme ve soruşturma raporunda, sanığın yaptığı iş ve davranışlarla görevini doğru ve tarafsız yapamayacağı kanısını uyandırdığı, bu kapsamda; 2009 yılında yapılan yerel seçimlere kadar G. Beldesi Belediye Başkanı V. tarafından (V.R. ve R.M. projelerinden) kendisine veya akrabalarına bedelsiz olarak verilen daireler karşılığında baktığı mahkemelerde anılan şahsın yargılandığı davaların tamamında beraat kararı verdiği, müstemir yetkisine istinaden baktığı işlerde hâkimlik nüfuzunu kullanmak suretiyle menfaat temin ettiği, bu kapsamda; – M.S Konut Yapı Kooperatifince yaptırılan P. E. Sitesi 1. blok 5. kat B giriş 1. numaralı dairenin, G. Beldesi Eski Belediye Başkanı olan V. tarafından ileride kendisine yöneltilebilecek suçlamaları bertaraf edebilmek için samimi ilişkiler içerisinde bulunduğu Ö.U’nin emanetçi sıfatıyla verilmesi karşılığında, B. 2. Asliye Ceza Mahkemesinin ….-… ve …-… sayılı dosyalarda V. hakkında beraat kararı verdiği, – Ö.’nün, sanık adına emanet olarak aldığı M.S Konut Yapı Kooperatifince yaptırılan P.E. Sitesi 1. blok 5. kat B giriş 1. numaralı daireyi 01.04.2009 tarihli ve 72.. yevmiye sayılı satış işlemiyle B.’ye rayiç fiyatın üstünde bir fiyatla sattığı, sanığın da temin ettiği menfaat karşılığında yukarıda belirtildiği şekilde B. hakkında beraat kararı verdiği, sanık tarafından gerçekleştirilen bu eylemlerin zincirleme şekilde görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu ve toplanan delillerin, son soruşturmanın açılmasına karar verilmesini gerektirir nitelikte olduğu kanaat ve sonucuna varılmakla,

sanığın iddia konusu suç tarihlerinde birinci sınıfa ayrılmış hâkim sıfatında olması nedeniyle suçların sübutu hâlinde, eylemlerine uyan TCK’nın 257/1, 43/1, 53. maddeleri uyarınca cezalandırılması için 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 89, 90/1 ve 91. maddeleri uyarınca hakkındaki son soruşturmanın görevli Yargıtay 5. Ceza Dairesinde açılıp yapılmasına karar verildiği, B. 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 05.01.2011 tarihli ve …./…. müteferrik sayılı kararı doğrultusunda elde edilen ve Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının 09.01.2011 tarihli yazısı ekinde sunulan HTS kayıtlarına göre; sanığın kullanmakta olduğu 0 5.2 6.6 .. .., numaralı GSM hattı ile B. adına kayıtlı 0 5.3 3.3 .. .. numaralı GSM hattı arasında, 30.09.2008-02.06.2009 tarihlerini kapsayan dönemde, uzunlukları 10 ila 74 saniye arasında değişen toplam on iki telefon görüşmesi yapıldığı, B. 2. Asliye Ceza Mahkemesi Yazı İşleri Müdürü tarafından düzenlenen 31.01.2011 tarihli belge içeriğine göre; 01.06.2009-05.06.2009 tarihleri arasında B. 2. Asliye Ceza Mahkemesinin nöbetçi olduğu, belirtilen tarihler arasındaki müteferrik işlere baktığı ve tevzi işlemini yaptığı, Yargıtay 5. Ceza Dairesince düzenlenen 07.06.2013 tarihli dosya inceleme tutanağına göre; B. 2. Asliye Ceza Mahkemesinin …./…. esas sayılı dosyasında imar kirliliğine neden olma suçundan yargılanan M. hakkında 29.12.2009 tarihinde düşme kararı verildiği ve bu kararın 13.09.2010 tarihinde kesinleştirildiği, dosyadaki belgelere göre M.’nin baba adının H. olduğu, B. 2. Asliye Ceza Mahkemesinin …./…. esas sayılı dosyasında N.’nin güveni kötüye kullanma suçundan yargılandığı, 04.06.2010 tarihli karar ile zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırma yoluna gidildiği,

dosyada kesinleştirme işlemi yapılmadığı, B. 2. Asliye Ceza Mahkemesinin …./…. esas sayılı dosyasında B.’nin bulundurma ruhsatlı tabancayı taşıma suçundan yargılandığı, 13.10.2009 tarihli hüküm ile B.’nin beraatine ve tabancanın kendisine iadesine karar verildiği, kararın temyiz edilmeksizin 21.10.2009 tarihinde kesinleştiği, B. 2. Asliye Ceza Mahkemesinin …./… esas sayılı dosyasında görevi kötüye kullanma suçundan yargılanan V.’nin 07.04.2005 tarihli karar ile beraatine hükmedildiği, dosyada kesinleştirme işlemi yapılmadığı, B. 2. Asliye Ceza Mahkemesinin …./…. esas sayılı dosyasında Ö., V., C., K., A. adlı kişilerin dolandırıcılık, ihaleye fesat karıştırma, 3628 sayılı Kanun’a muhalefet suçlarından yargılandıkları ve 31.10.2006 tarihli karar ile beraatlerine hükmedildiği, hükümlerin temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 7. Ceza Dairesince 27.04.2011 tarihinde zamanaşımı nedeniyle bozma – ortadan kaldırma kararı verildiği, Yargıtay 5. Ceza Dairesince düzenlenen 17.07.2013 tarihli dosya inceleme tutanağına göre; B. 2. Asliye Ceza Mahkemesinin …./… esas sayılı dosyasında H.’nin katılan, aralarında O.’nun da bulunduğu 26 kişinin ise sanık sıfatıyla yer aldığı, 2004 yılı ve sonrasında işlendiği iddia edilen görevi kötüye kullanma suçu ile ilgili olarak 13.09.2012 tarihinde sanıklar hakkında beraat kararı verildiği, kararın katılan H. tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyanın 21.12.2012 tarihli,

dosya gönderme formu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği, . sırasında işlem gören dosyaya ilişkin henüz tebliğname düzenlenmediği, anılan dosyada iddianamenin 12.02.2008 tarihinde düzenlendiği, 18.02.2008 tarihinde sanık tarafından iddianamenin kabul edildiği, 20.06.2008, 18.11.2008, 21.04.2009, 27.10.2009, 23.02.2010, 23.09.2010 ve 26.11.2010 tarihli duruşmaların sanık tarafından yapıldığı, 18.11.2008 tarihli oturumda O.’nun sorgusunun sanık tarafından gerçekleştirildiği, 24.03.2011 tarihinden sonraki oturumlarda ve kararda ise hâkim olarak N.’nin yer aldığı, İlk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince, “…Telefon çözümleri ve mal varlığına ilişkin araştırmalar” değerlendirme dışı bırakılarak sanığın temyiz kapsamı içerisinde kalan eylemleri sabit görüldükten ve sanığa atılı zincirleme görevi kötüye kullanma suçunun tüm unsurlarıyla oluştuğu kabul edildikten sonra “Suçun işleniş biçimi, suç konusunun fazla önem ve değeri, kasıt yoğunluğu, zarar ve tehlikenin ağırlığı, bu hususlara bağlı olarak verilecek cezanın eylemlerin ağırlığı ile orantılı olması” nazara alınıp, sanık hakkında alt sınırdan uzaklaşılarak ceza tayin edildiği, “Sanıktaki kasıt yoğunluğu, suçun süreklilik arz eden biçimde işlenmesi, zaman aralığı” gözetilerek TCK’nın 43. maddesi uyarınca takdiren yarı oranında artırım yapılması yoluna gidildiği, “Sanığın fiilden sonra ve yargılama sürecindeki davranışlarının olumsuz olarak gözlenmesi, verilecek cezanın geleceği üzerinde caydırıcı etki taşıması gerektiği, suçu işledikten sonra ve yargılama sürecinde inandırıcı ve etkin şekilde pişmanlığının söz konusu olmadığı, buna bağlı olarak tekrar suç işlemeyeceği yönünde vicdani kanaate varılmadığı” gerekçeleriyle TCK’nın 62 ve 51. maddelerinin, “Sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışlarına göre yeniden suç işlemeyeceği hususunda Dairemizde olumlu kanaat oluşmaması” gerekçesiyle de CMK’nın 231/6. maddesinin, Uygulanmasına yer olmadığına karar verildiği, Anlaşılmıştır.

Tanık Ö.: adliyenin yanındaki “M.” isimli kuaförü işlettiğini, iş yerinde yaklaşık on günde bir saç, iki günde bir de sakal tıraşı olması nedeniyle sanığı tanıdığını, sanığın hemen her gün öğle arasında iş yerine gelip gazete okuduğunu, zaman zaman da öğle tatilinde sanıkla birlikte deniz kenarında yürüyüş yaptıklarını, sanığa bazen ayakkabı, gömlek, kravat ve parfüm gibi hediyeler geldiğini bildiğini, müteahhit olan tanık H.’nin oğlu M.’nin bir davası olduğu ve bu konuda sanık ile görüştüğünü, daha sonra tanık H.’nin kendisini arayıp sanığa hediye almak istediğini söyleyerek ne alabileceğini sorduğunu, kendisinin de “Ayakkabı veya parfüm gibi şeyler olabilir.” dediğini, daha sonra tanık H.’nin ayakkabı alarak iş yerine geldiğini ve adı geçenle birlikte sanığın odasına çıktıklarını, sanığın zor bulunan yabancı bir parfüm kullandığını, eski belediye meclis üyesi olan tanık O.’ya bu konudan bahsettiğini, kendisine de “Bakalım bulabilecek mi?” dediğini, sonrasında üç kutu parfümü odasında görünce “O. bulmuş parfümü!” dediğini, tanık O.’nun sanığın baktığı mahkemede bir davasının olduğunu zannettiğini, daha önceden galericilik yapan tanık N.’nin de sanığın baktığı mahkemede bir davasının olduğunu, sanığın bir keresinde A. Alışveriş Merkezindeki “İnci Kundura» isimli mağazadan ayakkabı beğendiğini ve tanık N.’ye bunları almasını söylemesini istediğini, kendisinin de bu durumu tanık N.’ye ilettiğini, bir süre sonra tanık N.’nin, sanığın beğendiği üç çift ayakkabıyı alıp iş yerine koyduğunu, sonrasında ise sanığın aracına bıraktığını, sanığa ayda en az bir iki kez böyle başka hediyeler geldiğini de bildiğini, ama hediyeleri kimlerin ne amaçla getirdiği konusunda bilgisinin bulunmadığını,

Tanık M.; 2006 yılından itibaren B. 2. Asliye Ceza Mahkemesinde zabıt kâtibi olarak görev yaptığını, 2011 yılında B. 4. Sulh Ceza Mahkemesi kurulduğunda burada yetkili yazı işleri müdürü olarak çalışmaya başladığını, zabıt kâtibi olarak çalıştığı dönemde 2. Asliye Ceza Mahkemesinde iki hâkimin görev yaptığını, sanığın bazı dosyaların kendi bakmakta olduğu tek esaslı dosyalar arasına girmesini istediğine bir kaç kez şahit olduğunu, ancak Hâkim S. Hanım Mahkemede çalışmaya başladıktan sonra yapılacak tevzilerin adil olmaması nedeniyle sanık ile aralarında sürtüşmeler yaşandığını, bunun üzerine aralarında yazılı olup olmadığını bilmediği bir protokol düzenlendiğini, buna göre küçükten büyüğe doğru sıralanan iddianame değerlendirme numaralarının daha sonra ikiye bölünerek dosyaların eşit şekilde paylaşıldığını, sanığın özellikle kendisine düşmesini istediği dosyalar olduğunu bildiğini, ancak bu dosyaların hangi dosyalar olduğunu kesinlikle bilmediğini, bayramlarda ve yılbaşlarında sanığa bir takım hediyeler geldiğini, belediyeler ya da ilçedeki bazı kurum ve kuruluşlardan bütün adliyeye gönderilen çikolata ya da ajanda gibi şeyler dışında sanığa paketlerinden pahalı oldukları anlaşılan hediyeler geldiğini defalarca gördüğünü, örneğin bir yılbaşında sanığa neredeyse bir sehpa büyüklüğünde büyük bir paket geldiğini, kimden geldiğini ve içinde ne olduğunu bilmediğini, ancak adliyede görev yapan diğer kişilere böyle bir hediye gelmediğini, sanığın dolabında giyilmemiş on on bir adet ayakkabısı olduğunu bildiğini, ancak bunları ne şekilde elde ettiğini bilmediğini, sanığın baktığı dosyalarla ilgili menfaat temin ettiğine dair somut bir bilgisi bulunmadığını,

Tanık N.; hâli hazırda kahvehane işlettiğini, daha öncesinde ise oto alım satım işi yaptığını, “Chrysler” marka aracı satın aldığı M. isimli şahsın uyuşturucu suçundan arandığını ve bu şahıs yakalandığında emniyet görevlilerinin kendisini de aynı gün emniyete götürdüklerini, bu şahısla araç nedeniyle görüştükleri anlaşılınca serbest bırakıldığını ve aracı teslim aldıklarını, cezaevinde ölen M.’nin eşinin şikâyeti nedeniyle hakkında emniyeti suistimal suçundan kamu davası açıldığını, yargılamayı sanığın yürüttüğünü ve beraatine karar verdiğini, bu dava nedeniyle sanığa kesinlikle ayakkabı almadığını, dava haricinde ve adliye dışında sanığı görmediğini, dava görülürken de tanık Ö.’den yardım istemediğini, Tanık H.; B. ve M. bölgelerinde inşaat işleri yaptığını, adliyenin yan tarafındaki berberde tıraş olurken sanıkla tanıştığını ve aralarında samimiyet geliştiğini, 2010 yılında trafik kazası geçirdiğini, sanığın kendisini arayıp geçmiş olsun dileklerini ilettiğini, sanığın bu şekilde kendisini aramasından dolayı memnun olduğunu, hatırladığı kadarıyla beş altı ay kadar önce bayram sonrası sanıkla bayramlaşmaya giderken eli boş gitmemek için sanığa da ayakkabı aldığını, tanık Ö. ile birlikte sanığa uğrayıp aldığı ayakkabıyı verdiğini, ayakkabının fiyatını tam hatırlayamadığını, ancak indirim döneminde aldığını, inşaat şirketinin oğlu M.’nin üzerine olduğunu,

M.’da yaptıkları bir inşaatın ruhsata aykırılığı nedeniyle oğlu hakkında imar kirliliğine neden olma suçundan kamu davası açıldığını, davaya sanığın baktığını, davaya bakan hâkimin berberde tanışıp sohbet ettiği sanık olduğunu dava neticelendikten çok sonra öğrendiğini, davaya hiç katılmadığı için sanığın oğlunun davasına baktığını bilmediğini, inşaatı daha sonra projeye uygun hâle getirdiklerini, daha doğrusu tüzükteki değişiklik ile tanınan bir haktan yararlanarak verdikleri tadilat projesinin belediyece onaylandığını, bu şekilde aykırılığın giderilmiş olduğunu, aldığı ayakkabının dava ile bir ilgisinin olmadığını, dava neticelendikten sonra ve nezaket icabı aldığını, Tanık İ.; A. Alışveriş Merkezinde bulunan “İnci Kundura” isimli iş yerinde çalıştığını, müşterileri arasında hâkim ve savcıların da olduğunu, sanığı alışveriş yapması nedeniyle tanıdığını, sanığın eski sezona ait ayakkabıları getirip yenileriyle değiştirdiğini, ayakkabıları nereden ve nasıl alındığını bilmediğini, ancak ayakkabıların “İnci Kundura” markalı olduğunu, ifade verdiği tarihten yaklaşık beş altı ay önce sanığın iki veya üç tane ayakkabı beğenip ayırttığını, başka ayakkabılar ile değiştireceğini söylediğini, ayakkabılar uzun süre bekledikten sonra sanığın devamlı yanında gezen tanık Ö.’nün yanında başka bir şahıs olduğu hâlde gelip sanığın ayırttığı ayakkabıları satın aldığını, ödemeyi tanık Ö.’nün yanındaki kişinin nakit olarak yaptığını, bunun dışında sanık adına ayakkabı alan bir kimseyi hatırlamadığını, Tanık O.; inşaat işiyle uğraştığını, üç dönem B. Belediyesi meclis üyeliği yaptığını, bu nedenle sanıkla tanıştıklarını, kendisi ile bir yerde rastlaşıp otururken, sanığın yabancı markalı bir parfümden bahsederek bu parfümü bulamadığını söylediğini, o sıralar iş gereği sık sık yurt dışına gittiğini bilen sanığın “Denk gelirse alır mısın?” diyerek parfümün ismini verdiğini, parfümü İ.’da aratıp bulamadığını,

ancak bir yurt dışı seyahatinde Free Shop’tan iki veya üç kutu aldığını, A. Alışveriş Merkezi ve K. Millenium İş Merkezinin ruhsatları ile ilgili belediye başkanı ve bütün meclis üyeleri olarak haklarında kamu davası açıldığını, davaya sanığın baktığını, sanık ile hakkında dava açılmadan önce tanıştığını, sanığın da aralarındaki tanışıklığa istinaden parfüm istediğini, parfümleri getirdiğinde sanığın ücretlerini vermeyi teklif ettiğini, ancak kendisinin kabul etmediğini, hakkındaki davaya ilişkin sanıkla hiç konuşmadıklarını, zaten olay nedeniyle bir kusuru veya suçu bulunmadığını, Tanık E.; B.’de 2004 yılının Ocak ayından itibaren avukatlık yaptığını, B.’nin müvekkili olduğu, bulundurma ruhsatlı tabancasını taşırken yakalatması sebebiyle Sulh Ceza Mahkemesinde hakkında açılan dava nedeniyle B.’nin kendisini vekil olarak tayin ettiğini, dava dosyasını incelediğini, B.’nin tabancayı temizletip eve götürürken yakalattığını ifade ettiğini, temizletmesi nedeniyle bakım onarım fişi bulunup bulunmadığını sorması üzerine B.’nin böyle bir belge temin edebileceğini belirterek 19.02.2009 tarihli savunmasının ekinde sunduğu bakım onarım fişinin fotokopisini getirdiğini, belge aslını sorduğunda, B.’nin, bulamadığını söylediğini, müvekkili aleyhine hareket etmiş olmamak için söz konusu fotokopiyi mahkemeye sunmak zorunda kaldığını, daha sonra Sulh Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararı verdiğini,

B.’ye kararın aleyhe olduğunu, itiraz edilmesi gerektiğini belirttiğini, ancak B.’nin sanığa konuyu danışacağını söylediğini, bir süre sonra da sanıkla görüştüğünü, karara itiraz etmeyeceğini ve davaya asliye ceza mahkemesinde devam edilebileceğini ifade ettiğini, bu arada B.’nin sıklıkla arayıp dosyanın asliye ceza tevziine ne zaman gireceğini sorduğunu, dosyanın sanığın görev yaptığı mahkemeye düştüğünü ve savunmaları doğrultusunda B. hakkında beraat kararı verildiğini, dosyanın sanığın görev yaptığı mahkemeye düşmesiyle birlikte B.’nin rahatladığını, belgeyi düzenleyen şirketin sahibi ile B.’nin samimi bir şekilde görüştüklerini bildiğini, sanığın bu dosyada menfaat temin edip etmediğini, hatır gönüle dayalı karar verip vermediğini bilmediğini, B.’den de bu yönde bir şey duymadığını, B.’ye kendisine başka bir müvekkili olan Ö.’nün gönderdiğini, tanıklar Ö.’nün hem B. hem de sanıkla çok samimi olduğunu bildiğini, bu samimiyetin herkes tarafından bilindiğini, Ö.’nün tanık O. ile de tanıştığını, ayrıca sanığı Ö.’yü kardeşi ile birlikte gördüğünü, Tanık O.; yaklaşık on üç yıllık polis memuru olarak B. İlçe Emniyet Müdürlüğünde çalışmaktayken 2003 yılında istifa edip şirket kurduğunu, sanıkla B. Adliyesine geldiği ilk zamanlarda tanıştığını, son beş yıldır da samimi olarak görüştüğünü, son bir yıla kadar da yakın ilişkilerinin devam ettiğini, sanığa sık sık hediye almasının da söz konusu olmadığını, ancak samimiyeti gereği birkaç hediye almış olabileceğini, bunların çok pahalı şeyler olmadığını, sanığa hiç takım elbise hediye etmediğini, sanığın eşine kesinlikle araba almadığını, birkaç kez para istemesine karşın gerçekten acil ihtiyacı olduğu inancında olmadığı için sanığa para vermediğini, yine sanığın kendisinden çanta, çizme veya cep telefonu istediğini, ancak bu taleplerin hiçbirini yerine getirmediğini, özel arkadaşlıkları dışında baktığı davalarla ilgili sanıktan herhangi bir hukuki yardım talebinde bulunmadığını, bulundurma ruhsatı olan silahların bakımı için nakil belgesi iler taşınırken yakalanması hâlinde 6136 sayılı Kanun’a muhalefet suçunun unsurlarının oluşmadığını bildiğini, bu konu ile ilgili sanıkla özellikle bir görüşmelerinin olmadığını, böyle bir davaya bakıp bakmadığını bilmediğini, sanığın, “S. Dünyası” isimli iş yerine on yıl içerisinde belki beş kez geldiğini,

Tanık V.; 1994 yılından 2009 yılına kadar G. Belediye Başkanlığı yaptığını, belediye başkanlığı yaptığı dönemdeki şikâyetler ve ihbarlar nedeniyle B. Adliyesinde hakkında soruşturmalar yapıldığını, bir kısmının takipsizlikle sonuçlandığını, bir kısmının ise hâlen devam ettiğini, hakkında açılan kamu davalarının da olduğunu, bu davalardan bir kısmının sanığın görev yaptığı mahkemeye düştüğünü, sanığın bu davlardan birini görevsizlik kararıyla ağır ceza mahkemesine gönderdiğini, birinde ise hakkında beraat kararı verdiğini, bu hükmün hâlihazırda Yargıtay incelemesinde olduğunu, yine hakkındaki başka bir davanın da devam ettiğini, söz konusu davaların siyasi çekişme nedeniyle yapılan bir kısım asılsız isnattan kaynaklandığını, davalarla ilgili kimseden yardım talep etmediğini, sanığı resmi birkaç yemek veya toplantıda gördüğünü, davalar nedeniyle kendisine ifade vermesi haricinde sanıkla herhangi bir muhabbeti veya irtibatı olmadığını, hakkındaki dava veya soruşturmaların lehine sonuçlanması için sanığın bir yardımı veya katkısının bulunmadığını, sanığa herhangi bir şekilde gayrimenkul veya menkul bir mal devretmediği gibi almasına da yardımcı olmadığını, belediyeden veya bizzat, sanığa hediye vermediğini, Tanık N.; 2008 yılında tanık O.’nun sahibi olduğu “S. Dünyası” isimli şirkette çalışmaya başladığını, sanığı tanık O.’yu arkadaşı olarak tanıdığını,

sanığın hâkim olduğunu bilmediğini, sanığın şirket elemanı gibi veya şirket ortağı gibi tanık O.’yu işlerine karıştığını, kendinden emin bir hâlde tanık O.’ya veya şirket personeline akıl verdiğini, ancak sonradan sanığın B. hâkimi olduğunu öğrendiğini, sanığın ve ardından da damadı olarak tanıttığı kişinin hemen her gün şirkete geldiklerini, sanık ile tanık arasındaki ilişkinin boyutları normal arkadaşlık ilişkisi sınırlarını aştığını, bir hâkim ve iş adamı arasında olması gereken dostluk sınırlarının çok ötesine vardığını, şirket tarafından her hafta bazı emniyet ve jandarma görevlilerine takım elbise alındığını, sanığa da beş altı takım elbise alındığını bildiğini, hatta bir seferinde tanık O.’nun sanığa “Benden fazla takım elbisen oldu.” dediğini, sanığın da gülerek “Sayende!” şeklinde karşılık verdiğin bizzat duyduğunu, bunların yanı sıra şirketle ilgili veya müşteri pozisyonunda bulunan bir şahsın dosyasının sanığa düşmesi durumunda bir rahatlama havası sezildiğine tanık olduğunu, Tanık Ö.; “S. Dünyası” isimli şirkette sigortalı avukat olarak çalıştığını, sanığı B. Adliyesinden ve şirketin sahibi tanık O. ile olan arkadaşlığından tanıdığını, sanık ile tanık O.’nun arkadaş olduklarını, ancak aralarındaki samimiyetin derecesini bilmediğini, Beyan etmişlerdir. Sanık İ.; B. hakkında 6136 sayılı Kanun’a muhalefet suçu ile ilgili B. Sulh Ceza Mahkemesine açılan dava dosyasını müstemir yetki ile bakmakta olduğu 2. Asliye Ceza Mahkemesine düşürmesinin söz konusu olmadığını, o tarih itibariyle dosya tevzilerinin UYAP üzerinden yapıldığını,

ancak UYAP üzerinden yapılmasa dahi tevzinin adliyedeki görevliler tarafından belirli usullere göre gerçekleştirildiğini, söz konusu dava dosyası Mahkemesine geldiğinde karar aşamasında olduğunu, dosya içerisindeki tamir fişini nakil belgesi mahiyetinde yorumlayarak B. hakkında beraat kararı verdiğini, iddia edildiği şekilde görevini kötüye kullanma kastı ile hareket etmediğini, B. 2. Asliye Ceza Mahkemesinin …./…. esas sayılı dosyasının sanığı olan tanık N.’den, …./…. esas sayılı dosyasının sanığı M. ‘nin babası olan tanık H.’den ve …./… esas sayılı dosyasının sanığı O.’dan herhangi bir hediye talebinin olmadığını, soruşturma evrakında adı geçen M.S. Konut Yapı Kooperatifince yaptırılan P.E. Sitesi ile ilgili herhangi bir bilgisi olmadığını, ancak bu taşımazların nerelerde olduğu, hangi yıllarda intikallerinin yapıldığı, kimler adına kayıtlı olduğu hususlarının araştırılmasıyla gerçeğin ortaya çıkacağını düşündüğünü, şahsına yükletilen suçlamaların hiçbirini kabul etmediğini, isnatların tamamının gerçeğe aykırı ve yerindelikten uzak olduğunu, otuz beş yıl Türkiye’nin muhtelif yerlerinde hâkimlik mesleğini, mesleğin gerektirdiği sorumluluk ve tarafsızlık ilkesi doğrultusunda, şeref ve haysiyetiyle hukuka uygun olarak ifa ettiğini, CMK’nın 135. maddesinin altıncı fıkrasındaki katalog suçlardan birisiyle suçlanmadığı hâlde telefonlarının dinlenmesi suretiyle elde edilen tapeler ve bu yolla elde edilen delillerin Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrası, CMK’nın 135, 206/2-a ve 217/2 hükümleri uyarınca hukuka aykırı nitelikte olduğunu, yargılamada kullanılmaması ve aleyhine olacak şekilde hükme esas alınmaması gerektiğini, bu nedenle, hukuka aykırı tape kayıtları dayanak yapılarak hakkında açılan soruşturma neticesinde düzenlenen iddianamede yer verilen görevi kötüye kullanma suçunun yasal unsurlarının oluşmadığını savunmuş, öncelikle beraatine karar verilmesini, Mahkemenin aksi görüşte olması hâlinde ise lehine olan tüm hükümlerin uygulanmasını ve hakkındaki hükmün açılanmasının geri bırakılmasına karar verilmesini istediğini belirtmiştir.

5237 sayılı TCK’nın “Görevi kötüye kullanma” başlıklı 257. maddesi; “(1) Kanun’da ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Kanun’da ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) İrtikâp suçunu oluşturmadığı takdirde, görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır” şeklinde iken, 19.12.2010 tarihinde yürürlüğe giren 6086 sayılı Kanun’un birinci maddesi ile birinci ve ikinci fıkralarında yer alan “Kazanç” ibareleri “Menfaat”, birinci fıkrasında yer alan “Bir yıldan üç yıla kadar” ibaresi “Altı aydan iki yıla kadar”, ikinci fıkrasında yer alan “Altı aydan iki yıla kadar” ibaresi “Üç aydan bir yıla kadar” ve üçüncü fıkrasında yer alan “Birinci fıkra hükmüne göre” ibaresi “Bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile” biçiminde değiştirilmek suretiyle,

“(1) Kanun’da ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kanun’da ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) İrtikâp suçunu oluşturmadığı takdirde, görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır” şekline dönüştürülmüş, 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’un 105. maddesi ile de üçüncü fıkra yürürlükten kaldırılmıştır. Maddenin, birinci fıkrasında düzenlenen icrai davranışlarla görevi kötüye kullanma suçu, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi ve bu aykırı davranış nedeniyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız menfaat sağlanması ile oluşmaktadır.

Buna göre ilk şart, kamu görevlisi olan failin yaptığı işle ilgili olarak kanundan veya diğer idari düzenlemelerden doğan bir görevinin olması ve bu görevinin gereklerine aykırı davranmasıdır. Suçun oluşabilmesi için, norma aykırı davranış yetmemekte, fiil nedeniyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da suç tarihi itibarıyla kişilere haksız kazanç sağlanması gerekmektedir. Anılan maddenin gerekçesinde suçun oluşmasına ilişkin genel koşullar; “Kamu görevinin gereklerine aykırı olan her fiili cezai yaptırım altına almak, suç ve ceza siyasetinin esaslarıyla bağdaşmamaktadır. Bu nedenle, görevin gereklerine aykırı davranışın belli koşulları taşıması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçunu oluşturabileceği kabul edilmiştir. Buna göre, kamu görevinin gereklerine aykırı davranışın, kişilerin mağduriyetiyle sonuçlanmış olması veya kamunun ekonomik bakımdan zararına neden olması ya da kişilere haksız bir kazanç sağlamış olması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçu oluşabilecektir.” şeklinde vurgulanmış, gerekçede yer verilen “Kazanç” ifadesi 6086 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikle sonradan “Menfaat” olarak değiştirilmiştir. Öğretide de; TCK’nın 257. maddesindeki suçun oluşmasının, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi sonucunda kişilerin mağdur olması veya kamunun zarar görmesi ya da kişilere haksız menfaat sağlanması şartlarına bağlı olduğu, bu sonuçları doğurmayan norma aykırı davranışların, suç kapsamında değerlendirilemeyeceği açıklanmıştır (Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökçen-Ahmet Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitapevi, 11. Bası, Ankara, 2011, s. 913 vd.; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 769; Veli Özer Özbek-Mehmet Nihat Kanbur-Koray Doğan-Pınar Bacaksız-İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2011, s. 974).

Görevin gereklerine aykırı hareket etmekten, kamu görevlisinin görevini kanun, idari düzenlemeler veya talimatların öngördüğü usul ve esaslardan başka surette ifa etmesi anlaşılmaktadır. Bu anlamda kamu görevlisinin herhangi bir şekilde kanuni yetkisini aşması, kanun’un aradığı şekil şartlarına uymaması, takdir yetkisini amacı dışında kullanması, kanun’un emir ve müsaade ettiği hareketinin gerektirdiği ön şartlara aykırı hareket etmesi, kendisine teslim edilen ve görevi sebebiyle kullanması gerekli eşyayı usulsüz kullanması gibi fiiller görevin gereklerine aykırılık kapsamında kalmaktadır. Norma aykırı davranışın maddede belirtilen sonuçları doğurup doğurmadığının saptanabilmesi için öncelikle “Mağduriyet, kamunun zarara uğraması ve haksız menfaat” kavramlarının açıklanması ve somut olayda bunların gerçekleşip gerçekleşmediklerinin belirlenmesi gerekmektedir. Mağduriyet kavramının, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararla sınırlı olmayıp bireysel hakların ihlali sonucunu doğuran her türlü davranışı ifade ettiği kabul edilmelidir. Bu husus madde gerekçesinde; “Görevin gereklerine aykırı davranışın, kişinin mağduriyetine neden olunması gerekir. Bu mağduriyet, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararı ifade etmez. Mağduriyet kavramı, zarar kavramından daha geniş bir anlama sahiptir.” şeklinde vurgulanmış, öğretide de; mağduriyetin sadece ekonomik bakımdan ortaya çıkan zararı ifade etmeyip daha geniş bir anlama sahip olduğu, bireyin, sosyal, siyasi, medeni her türlü haklarının ihlali sonucunu doğuran hareketlerin ve herhangi bir çıkarının zedelenmesine neden olmanın da bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilmiştir (Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökçen- Ahmet Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitapevi, 11. Bası, Ankara, 2011, s. 911 vd.; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 772; Veli Özer Özbek-Mehmet Nihat Kanbur-Koray Doğan-Pınar Bacaksız-İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2011, s. 974.).

Kişilere haksız menfaat sağlanması, bir başkasına hukuka aykırı şekilde her türlü maddi ya da manevi yarar sağlanması anlamına gelmektedir. Kamunun zarara uğraması hususuna gelince; madde gerekçesinde “Ekonomik bir zarar” olduğu vurgulanan anılan kavramla ilgili olarak kanuni düzenleme içeren 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 71. maddesinde; kamu görevlilerinin kast, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunması şeklinde tanımlanan kamu zararı, her olayda hâkim tarafından, iş, mal veya hizmetin rayiç bedelinden daha yüksek bir fiyatla alınıp alınmadığı veya aynı şekilde yaptırılıp yaptırılmadığı, somut olayın kendine özgü özellikleri de dikkate alınarak belirlenmelidir. Bu belirleme; uğranılan kamu zararının miktarının kesin bir biçimde saptanması anlamında olmayıp miktarı saptanamasa dahi, işin veya hizmetin niteliği nazara alınarak, rayiç bedelden daha yüksek bir bedelle alım veya yapımın gerçekleştirildiğinin anlaşılması hâlinde de kamu zararının varlığı kabul edilmelidir. Ancak bu belirleme yapılırken, norma aykırı her davranışın, kamuya duyulan güveni sarstığı, dolayısıyla, kamu zararına yol açtığı veya zarara uğrama ihtimalini ortaya çıkardığı şeklindeki bir düşünceyle de hareket edilmemelidir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Kamu görevlisi sıfatının gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle B. 2. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi olarak baktığı dosyaların taraflarından menfaat temin etmek suretiyle zincirleme görevi kötüye kullanma suçunu işlediği iddia edilen olayda, sanığın;

B. 2. Asliye Ceza Mahkemesinin …./…. esas sayılı dosyasında sanık olarak yargılanan tanık N.’den hediye olarak üç adet ayakkabı aldığı ve 04.06.2010 tarihinde kamu davasının zamanaşımı sebebiyle ortadan kaldırılmasına karar verdiği iddiasının; tanık Ö.’nün, sanığın daha önceden beğendiği üç çift ayakkabıyı alması konusundaki talebini ilettiği tanık N. tarafından alınan üç çift ayakkabıyı sanığın aracına bıraktığı yönündeki beyanı, tanık M.’nin sanığın dolabında giyilmemiş en az on adet ayakkabı olduğuna ilişkin ifadesi ve bu iddiayı doğrulayan 07.06.2013 tarihli dosya inceleme tutanağıyla, Mahkemenin …./…. esas sayılı dosyasında sanık olarak yargılanan M.’nin babası tanık H.’den bir adet ayakkabıyı hediye olarak aldığı ve yaptığı yargılama neticesinde 13.09.2010 tarihinde kamu davasının düşmesine karar verdiği iddiasının; tanık Ö.’nün, söz konusu dava nedeniyle sanık ile görüşen tanık H.’nin kendisini arayıp sanığa ne tür bir hediye alabileceğini sorduktan sonra tavsiyesi doğrultusunda aldığı ayakkabıyı sanığa birlikte götürdüklerine ilişkin ifadesi, tanık H.’nin dava neticelendikten sonra sanığa nezaket icabı ayakkabı aldığı yönündeki beyanı ve bu hususları doğrulayan tanık M.’nin anlatımları ile 07.06.2013 tarihli dosya inceleme tutanağıyla, Aynı Mahkemenin …./… esas sayılı dosyasının sanığı konumundaki tanık O.’dan üç adet parfümü hediye olarak aldığı iddiasının;

tanık O.’nun, samimi oldukları ve işi sebebiyle sık sık yurt dışına gittiğini bilen sanığın yabancı bir parfüm markasından bahsederek kendisi için almasını rica etmesi üzerine sanığa söz konusu parfümden iki veya üç kutu aldığı ve sanık tarafından yapılan ödeme teklifini kabul etmediğine dair anlatımı, bu anlatımı doğrulayan tanık Ö.’nün beyanı ve sanığa diğer adliye personelinden farklı olarak sık sık pahalı hediye gönderildiği yönündeki ifadesi ile sanığın …./… esas sayılı dosyanın ilk yedi oturumunu yönettiğine ilişkin 17.07.2013 tarihli dosya inceleme tutanağıyla, Sanığın …./…. esas sayılı dosyanın sanığı B. hakkında 6136 sayılı Kanun’a muhalefet suçundan açılan kamu davasında, Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkındaki Yönetmelik’in 4. maddesinde belirtilen silah nakil belgesi niteliğinde olmayan bakım onarım fişi fotokopisinin geçerliliğini araştırmadan 13.10.2009 tarihinde beraat kararı verdiği ve Mahkemenin …./… ve …./…. esas sayılı dosyalarında tanık V. hakkında 07.04.2005 ve 31.10.2006 tarihlerinde verdiği beraat kararları karşılığında, adı geçen tanıktan samimi ilişkiler içerisinde bulunduğu Ö.’ye geçen P.E. Sitesi 1. blok 5. kat B giriş 1. numaralı dairenin, Ö. tarafından B.’ye rayiç değerinin üzerinde satılması suretiyle maddi menfaat temin ettiği iddialarının ise; B.’nin yargılandığı …./…. esas sayılı dosyanın tensibinin yapıldığı 04.06.2009 tarihinde, dosyaların mahkemelere tevzi edilmesi işlemlerinin sanığın görev yaptığı B. 2. Asliye Ceza Mahkemesince yapıldığına ilişkin 31.01.2011 tarihli yazı içeriği,

söz konusu dönemde sanık ile B. arasında çok sayıda telefon görüşmesi yapıldığına ilişkin HTS kayıtları, anılan dosyada B.’nin müdafiliğini üstlenen tanık E.’nin, B. 1. Sulh Ceza Mahkemesince aleyhlerine verilen görevsizlik kararına itiraz etmeleri gerektiğini söylemesine karşın B.’nin sanıkla görüştükten sonra karara itiraz etmemesini söylediğine, dosyanın sanığın görev yaptığı mahkemeye düşmesiyle birlikte B.’nin rahatladığına ve B.’nin sanıkla, bakım onarım fişinin düzenlendiği şirketin sahibi tanık O ve Ö.’ye samimi olduğuna ilişkin anlatımları ve sanığın baktığı dosyalarda hem B.’nin hem de V. ’nin beraatine karar verdiğine ilişkin 07.06.2013 tarihli dosya inceleme tutanağıyla Sabit olduğu, Tüm dosya kapsamına göre, hâkim olarak yürüttüğü dosyalarda, sanık olarak yargılanan kişilerle veya yakınlarıyla yakın ilişkiler kurup, bu kişilerden hediye kabul ederek görevinin gereklerine aykırı davranan, bu şekilde lehine karar verdiği kişilerden haksız menfaat sağlarken bir kısım dosyada tarafların veya üçüncü kişilerin mağduriyetine sebebiyet veren, bağımsız ve tarafsız olarak yapılması gereken hâkimlik mesleğine gölge düşürmek ve yargı erkinin güvenilirliğine yüksek derecede zarar vermek suretiyle de kamu zararına neden olan sanığın eylemlerinin TCK’nın 257/1 ve 43. maddeleri uyarınca zincirleme görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu, sanığın önceden yapılan bir anlaşma kapsamında, sağladığı menfaatler karşılığında yargıladığı kişilerin lehine kararlar verdiği olgusunun mevcut delillerle kanıtlanamaması sebebiyle rüşvet suçunun; menfaat temininin herhangi bir zorlamaya, menfaati sağlayanların hileli hareketlerle ikna edilmesine dayandığına veya bu kişilerin hatalarından faydalanılmak suretiyle menfaat temin edildiğine ilişkin delil bulunmaması nedeniyle de irtikap suçunun unsurlarının oluşmadığı, İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında alt sınırdan uzaklaşılarak ceza tayin edilmesi ve TCK’nın 43. maddesi uyarınca yarı oranında artırım yapılmasında gösterilen gerekçeler ile takdiri indirim, hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve erteleme kurumlarının uygulanmama gerekçelerinin dosya kapsamına uygun, yasal ve yeterli olduğu anlaşıldığından, İlk Derece Mahkemesinin usul ve kanuna uygun mahkûmiyet hükmünün onanmasına karar verilmelidir.

(CGK, 16.04.2019 tarihli ve 475-318 sayılı)