Kategoriler
CEZA HUKUKU

BAŞKASINA AİT KİMLİK VEYA KİMLİK BİLGİLERİNİN KULLANILMASI/YARGITAY CEZA GENEL KURULUNUN 23.05.2017 TARİHLİ VE 464-285 SAYILI KARARI

ÖZET: Sanığın, 6136 sayılı Kanun’a muhalefet ve suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçlarından kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla başkasına ait kimlik bilgilerini kullanması eyleminin, TCK’nın 268/1. maddesinde düzenlenen başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.

Sanık M. Y. hakkında başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme, sanık M. O. hakkında aynı suçtan kurulan hüküm ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin nitelendirilmesine ilişkindir.

B. İlçe Emniyet Amirliğinin son aylarda ilçede meydana gelen çok sayıda kaçakçılık olayı ve bu doğrultudaki ihbarlar nedeniyle önleme araması kararı talebinde bulunduğu, İ. 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 05.01.2007 tarih ve …/…değişik iş sayılı kararı ile; Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinin 19. maddesi gereğince suç işlenmesinin önlenmesi, taşınması veya bulundurulması yasak olan her türlü silah, patlayıcı veya eşyanın tespiti amacıyla 05.01.2007-10.01.2007 tarihleri arasında şüpheli şahıslar, ihbar edilen araçlar ve araçlardaki şahısların üstlerinde önleme araması yapılmasına izin verildiği, 07.01.2007 tarihli “olay yakalama ve zapt etme” başlıklı tutanakta; İ. 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 05.01.2007 tarih ve …/… değişik iş sayılı önleme araması kararına istinaden, H. istikametinden İ. istikametine seyreden ve ön kısmında plaka bulunmayan aracın durdurulduğu, aracın sürücülüğünü başka dosya sanığı M.A. isimli şahsın yaptığı, araç içerisindeki diğer iki şahsın ise kimliklerinin olmadığı, inceleme dışı sanık M. Y.’nin kendisini İ.Y., sanık M.O.’nun ise kendisini E.D. olarak tanıttığı, bu şahısların davranışlarından ve kimliklerinin olmamasından şüphelenilmesi üzerine söz konusu araç ve şahıslar ile birlikte polis merkezine geçildiği, kimlikleri olmayan ve kendilerini İ.Y. ve E.D. olarak tanıtan inceleme dışı sanık M.Y. ile sanık M.O.’nun üstlerini aratmayacaklarını söyleyerek zorluk çıkartmaları üzerine şahıslara kademeli olarak zor kullanılıp kelepçe takıldığı, araç içerisinde yapılan aramada ise; vites kutusu içerisinde bir adet Browning marka 9 mm çapında tabanca ve bu tabancaya ait bir adet şarjör ile on dört adet 9 mm çaplı dolu fişek, şoför koltuğu kapısı iç cebindeki şeffaf poşette 1 adet 22 ayar alyans, 2 adet çeyrek altın, 1 adet 22 ayar çocuk bileziği, 2 çift çocuk küpesi, 1 adet mavi taşlı göğüs iğnesi, 1 adet 22 ayar bayan küpesi iğnesi, 1 adet kalp şeklinde mavi taşlı kolye broşu, 1 adet üzerinde iki kalp figürü bulunan düşük ayarlı bayan yüzüğü, 1 adet Kuran-ı Kerim tasvirli altın kolye ile içi boş bilezik kutusu bulunduğu ve ayrıca 1 adet toplam uzunluğu 37 cm olan tornavida ile boru anahtarının ele geçirildiği bilgilerine yer verildiği, söz konusu bu tutanağı sanık M.O.’nun E.D. ismiyle ve şüpheli sıfatıyla imzaladığı, Kimlik tetkiki için alınan parmak izi basım formunun da E.D. ismi ile tanzim edildiği, yapılan parmak izi araştırması sonucunda, sanık M.O.’nun gerçek kimliği ile 26.10.2001 tarihinde A. Emniyet Müdürlüğünde hırsızlığa teşebbüs suçundan parmak izleri alındığından, sanık M.O.nun, E.D. simli şahsın kimlik bilgilerini kullandığının tespit edildiği, 07.01.2007 tarihli doktor raporunun da E.D. adına düzenlendiği, dosya içerisindeki diğer belgelerin ise sanık M. O.’nun gerçek kimlik bilgilerine göre tanzim edildiği, Gerçekte var olan bir kişi olan mağdur E.D.’nin, sanık M.O. ile akraba olduğu ve nüfus kayıt örneğinin dosya arasında bulunduğu, Anlaşılmaktadır. Mağdur E.D. mahkemede; olay ile ilgili herhangi bir bilgi ve görgüsünün olmadığını, sanık M. O.’yu halasının oğlu olduğu için tanıdığını, İnceleme dışı sanık M.Y. aşamalarda; sabıkası bulunduğundan ve arama kaydı olabileceğini düşündüğünden kimlik bilgisini soran polise kardeşi İ.Y.’nin adını vererek kendisini tanıttığını, İfade etmişlerdir. 

Sanık M.O. aşamalarda; sabıkalı olduğundan, polislerce kimliği sorulduğunda akrabası E.D.nin kimlik bilgilerini kullanıp kendi kimliğini gizlediğini, parmak izi alınınca ise gerçek kimlik bilgilerinin ortaya çıktığını savunmuştur. Uyuşmazlığın isabetli bir biçimde çözümlenebilmesi için 5237 sayılı TCK’nın 268. maddesinde düzenlenen başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması ve 206. maddesinde düzenlenen resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçları ile 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 40. maddesinde düzenlenen kimliği bildirmeme kabahati üzerinde durulması gerekmektedir. I- Başkasına Ait Kimlik veya Kimlik Bilgilerinin Kullanılması Suçu: Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Adliyeye karşı suçlar” bölümündeki 268. maddede; “İşlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanan kimse, iftira suçuna ilişkin hükümlere göre cezalandırılır” şeklinde düzenlenmiş olup, madde gerekçesinde bu suçun iftira suçunun özel bir işleniş biçimini oluşturduğu belirtilmiştir. Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun iftira suçunun özel bir şekli olduğu madde sıralamasından da anlaşılmaktadır. TCK’nın 267. maddesinde iftira suçu düzenlendikten sonra 268. madde kaleme alınmış, daha sonra iftira suçundaki etkin pişmanlık hükmünü içeren 269. madde düzenlenmiştir. Ayrıca TCK’nın 268. maddesinin iptali istemiyle yapılan itirazın Anayasa Mahkemesince 22.05.2012 gün ve 3-95 sayı ile reddine karar verilmesinin yanında, 268. maddede iftira suçuna yapılan atfın sadece cezayla sınırlı olmadığı, 267. maddedeki iftira suçunun nitelikli hallerini düzenleyen fıkralar ile 269. maddedeki etkin pişmanlık hükümlerinin de 268. madde için geçerli olacağı belirtilmiştir.

Bu bağlamda failin işlediği bir suç nedeniyle hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla kendi kimliğini saklayarak, başkasına ait kimlik bilgilerini kullanması ve o kişi hakkında iftira atmışcasına soruşturma ve kovuşturma yapılmasına neden olması durumunda, bu madde hükmü uygulanacaktır. Suçun oluşması için, failin daha önce bir suç işlemiş olması veya bir suçtan aranması, kendi kimliğini vermesi halinde hakkında bu suçtan işlem yapılacak olması gerekmektedir. Başka bir anlatımla bu suçun oluşması için, sanığın resmi belge düzenlemede yetkili memura başkasının kimliğini veya kimlik bilgilerini vermesi yeterli olmayıp, işlediği bir suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla gerçek bir kişinin kimlik bilgilerini kullanması gerekmektedir. Örneğin; bir işyerinden hırsızlık yaparken yakalanan sanığın kolluk kuvvetlerine kendi kimliği yerine gerçek bir kişi olan kardeşinin kimlik bilgilerini vermesi durumunda kardeşi hakkında soruşturma yapılacak ve sanık da kendisi hakkında yapılacak olan soruşturmadan kurtulacaktır. Örnekten de açıkça anlaşılacağı üzere fail işlediği bir suçtan kurtulmak için kardeşinin adını vererek kardeşine iftira atmışcasına hakkında soruşturma yapılmasına neden olmaktadır. II- Resmi Belgenin Düzenlenmesinde Yalan Beyan Suçu: Uyuşmazlık konusu ile ilgili bir diğer suç olan resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu da 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Kamu güvenine karşı suçlar” bölümündeki 206. maddede; “Bir resmî belgeyi düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlisine yalan beyanda bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır” biçiminde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde; “Madde, doktrinde ‘fikrî sahtecilik’ olarak adlandırılan bir suç tipini düzenlemektedir.

Kişi, kendi beyanıyla, sahte bir resmî belgenin düzenlenmesine neden olmak hakkına sahip değildir. Kişinin açıklamaları üzerine düzenlenen resmî belgenin bu beyanın doğruluğunu ispat edici bir güce sahip olması suçun oluşması için gereklidir. Aksi takdirde düzenlenen belge, yapılan beyanın doğruluğunu ispat edemeyeceğinden, kişi kendi beyanı ile böyle bir belgenin düzenlenmesine etmen olmuş sayılamaz ve kendisinin bu madde uyarınca cezalandırılmasının neden ve hikmeti kalmaz. O hâlde bakılacak husus şudur: Beyanın doğruluğu düzenlenen resmî belgeyle ispat edilecek ise, madde uygulanacaktır; buna karşılık beyanı alan memur, beyanın doğruluğunu tahkik edip, buna kanaat getirdikten sonra resmî belgeyi düzenlemek durumunda ise yani resmî belge sadece kişinin beyanı üzerine değil de, memurca yapılacak inceleme sonucuna göre meydana getirilmekte ise, bu maddedeki suç oluşmaz. Nitekim, kişiyi çok geniş bir surette ‘doğruyu söylemek’le yükümleyen İtalyan Ceza Kanunu’nun 483 üncü maddesi de aynı esası kabul etmiş ve İtalyan Yargıtayının yerleşmiş içtihadı da bu yönde olmuştur. Bu nedenle, gümrük muayene memuruna, belirli bir malı ithal veya ihraç edeceği yolunda yalan beyanda bulunan kişi, bu maddedeki suçu işlemiş olmaz; zira beyanı alan gümrük muayene memuru sırf bu beyanla yetinmeyip, beyanın doğruluğunu incelemekle yükümlüdür.

Resmî belge ile doğruluğu ispat edilecek olayların ne olduğu, belgenin niteliğine göre belirir. Hâkime, değişik olaylar karşısında, yalan beyanın niteliğine göre temel cezayı belirlemek bakımından takdir yetkisi sağlamak maksadıyla maddedeki ceza üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası olarak saptanmıştır.” açıklamalarına yer verilmiştir. Bu suçun oluşabilmesi için, yalan beyanın resmi belge düzenleme yetkisine sahip kamu görevlisine yapılmış olması gerekmektedir. Resmi bir belgenin düzenlenmesi sırasında beyanda bulunacak kişinin gerçeği söyleme zorunluluğu vardır. Kişinin beyanı üzerine düzenlenen resmi belgenin, bu beyanın doğruluğunu ispatlayıcı nitelikte olması, bir başka ifadeyle beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılmasının zorunlu olmaması şarttır. Kişinin beyanı yeterli olmayıp, bu beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılması zorunluysa ve bu araştırma sonunda bildirimin gerçeğe uygun olmadığı belirlenirse, kişinin beyanına itibar edilemeyeceğinden ve kişinin beyanını içeren belge, ispat aracı olarak kullanılamayacağından, anılan maddedeki suç oluşmayacaktır. Bununla birlikte suçun oluşması için kişinin beyanda bulunması yeterli olmayıp bu beyan üzerine kamu görevlisi tarafından bir belgenin de düzenlenmesi gerekmektedir.

Yargısal kararlarda ve öğretide; kişinin beyanı üzerine düzenlenen resmi belgenin, bu beyanın doğruluğunu ispatlayıcı nitelikte olduğu, bir başka anlatımla beyanın doğruluğunun kamu görevlisi tarafından araştırılmasının zorunlu olmayıp, TCK’nın 206. maddesindeki suçun oluştuğu durumlara;

1-Kişinin, İl Çevre Müdürlüğünce düzenlenen idari para cezasının tahsilini engellemek için düzenlenen idari para ceza tutanağında adresini gerçeğe aykırı şekilde beyan etmesi,

2-Borçlu kişinin, haciz tutanağında kendisine ait malları üçüncü kişiye ait gibi beyan etmesi,

3-Hakkında trafik ceza tutanağı düzenlenecek kişinin, kendisine benzeyen başka bir kimsenin fotoğrafı bulunan sürücü belgesini trafik polisine göstermesi, bu belgedeki fotoğrafın kişiye benzemesi nedeniyle bu beyanın doğruluğunu araştırma zorunluluğu bulunmayan trafik görevlisince sürücü belgesi sahibi adına trafik ceza tutanağı tanzim edilmesi, gibi durumlar örnek olarak sayılmıştır.

Öğretideki görüşlere ve konuya ilişkin yargısal kararlara göre, bu suçta temel alınan husus; kamu görevlisi tarafından delil aranmaksızın, başkaca herhangi bir araştırma, inceleme ve işlem yapılmaksızın, doğrudan doğruya hukuki sonuç doğuracak ve ispat aracı oluşturacak nitelikte resmi belgenin düzenlenmesine dayanak alınan beyanlardır. Yalan beyanın doğrudan hukuki sonuç doğurmadığı, delil aracı oluşturmadığı hallerde ya da kamu görevlisinin görevi gereği bu beyanın gerçeğe uygunluğunu araştırıp, doğruluğuna kanaat getirdiği takdirde resmi belgeyi düzenlemesi, aksi durumda beyanı reddetmesi gerekiyorsa anılan suç oluşmayacaktır. TCK’nın 206. maddesinde düzenlenen resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçunu aynı Kanun’un 268. maddesinde düzenlenen başkalarına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçundan ayıran en önemli özellik, 268. maddede sanık işlediği bir suçtan kurtulmak amacıyla gerçek bir kişinin kimlik bilgilerini vererek gerçek kişi hakkında iftira sonucunu doğuran eylemiyle soruşturma ya da kovuşturma yapılmasına neden olmaktayken, 206. maddede ise sanık kamu görevlisine kimliği hakkında yalan beyanda bulunmasıyla bir başkası hakkında soruşturma ya da kovuşturma yapılmasına neden olmamaktadır. Örneğin; hakkında hırsızlık suçundan kamu davası devam eden ve yakalama kararı çıkarılan sanık A’nın rutin bir kontrolde gerçek kişi B’nin kimlik bilgilerini kullanması durumunda, kendisi hakkında yapılan kovuşturmayı engellemediğinden ve A’nın eylemi nedeniyle de B hakkında bir soruşturma ya da kovuşturma yapılmadığından, A’nın eylemi TCK’nın 268. maddesinde düzenlenen başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçunu da oluşturmayacaktır. III- Kimliği Bildirmeme Kabahati: Kimliği bildirmeme kabahati ise 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 40/1. maddesinde; “Görevle bağlantılı olarak sorulması halinde kamu görevlisine kimliği veya adresiyle ilgili bilgi vermekten kaçınan veya gerçeğe aykırı beyanda bulunan kişiye, bu görevli tarafından elli Türk Lirası idarî para cezası verilir” şeklinde düzenlenmiştir. 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 40/1. madde gerekçesinde ise; “Kamu görevinin gereği gibi ifa edilebilmesi için, herhangi bir kamu göreviyle ilişkili olarak, kişiler gerektiğinde kimlik ve adresleriyle ilgili bilgileri kamu görevlilerine vermekle yükümlüdür. Bu bilgileri vermekten kaçınan ya da bu konularda gerçeğe aykırı bilgi verenler hakkında, bilgiyi soran kamu görevlisi tarafından idari para cezasına karar verilecektir” açıklamalarına yer verilmiştir.

Kimliği bildirmeme kabahati seçimlik hareketli bir kabahat olup kabahati oluşturan seçimlik hareketler; kimliğiyle ve/veya adresiyle ilgili bilgi vermekten kaçınma, kimliği ve/veya adresiyle ilgili gerçeğe aykırı beyanda bulunmaktır. Bilgi vermekten kaçınma veya gerçeğe aykırı beyanın kamu göreviyle bağlantılı olarak sorulması sırasında olması yeterli olup “resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan” suçundan farklı olarak resmi bir belgenin düzenlenmesi esnasında olması şart değildir. Kişinin kimliği veya adresiyle ilgili bilgi vermekten kaçınması veya gerçeğe aykırı bilgi vermesinin kabahat oluşturabilmesi için bilgiyi soranın kamu görevlisi olması ve onun da kanunen bunu sormaya yetkili olup göreviyle bağlantılı olarak bu bilgiyi sormuş olması gerekir. Bu nedenle kamu görevlisi olmayan kişilerin kanunen kimlik sorma yetkileri olsa bile bu kişilere bilgi verilmemesi veya gerçeğe aykırı bilgi verilmesi kabahat oluşturmayacaktır.

Aynı şekilde kamu görevlisi olsa bile kanunen kimlik sorma yetkisi yoksa veya böyle bir yetkisi olsa dahi bilgiyi göreviyle bağlantılı olarak sormamışsa bilgi verilmemesi veya gerçeğe aykırı bilgi verilmesi kabahat oluşturmaz. Mevzuatımızda kamu görevlilerin kimlik sorma yetkisine ilişkin hükümler bulunmaktadır. Örneğin; 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyetleri Kanunu’nun 4/A ve Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Yönetmeliğinin 46. maddeleri uyarınca polis ve jandarmanın suç işlenmesini önlemek ve işlenmiş suçların faillerini ele geçirmek için veya diğer kanuni yetkilerini kullanırken kendisinin polis veya jandarma olduğunu belirleyen belgeyi gösterdikten sonra, kişilere kimliğini sorabileceği belirtilmiştir.

Kimliği bildirmeme kabahati bilgi vermekten kaçınma veya gerçeğe aykırı beyanda bulunma ile işlenmiş sayılır. Diğer bir anlatımla kimliği bildirmeme kabahatinin oluşabilmesi için fiilin yapılması yeterli olup kişinin kimliğinin belirlenememesi, kamu görevinin aksaması gibi bir neticenin gerçekleşmesi gerekli veya zorunlu değildir. Kişinin kimliği veya adresiyle ilgili bilgi vermekten çekinmesi ve özellikle de gerçeğe aykırı beyanda bulunması resmi belgede sahtecilik, resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan, başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması, gerçek kimliğini saklamak suretiyle bir başkasıyla evlenme işlemi yaptırma gibi 5237 sayılı TCK’da yer verilen suçları oluşturabilir. Benzer şekilde söz konusu fiillerin 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanun’una (m.67/1) muhalefet, 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanun’una (m.25) muhalefet ve 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanun’una (m.16) muhalefet gibi özel kanunlarda ihdas edilmiş suçları oluşturması da mümkündür. Ayrıca şahsın kimliği veya adresiyle ilgili bilgi vermekten çekinmesi veya gerçeğe aykırı beyanda bulunması 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 40/1. maddesinde düzenlenen kimliği bildirmeme kabahatini de oluşturabilir. Bir fiil, hem kabahat hem de suç olarak tanımlanmış ise Kabahatler Kanunu’nun 15/3. maddesi uyarınca sadece suçtan dolayı yaptırım tatbik edilecek, ancak suçtan dolayı yaptırım uygulanamayan hallerde kabahat dolayısıyla müeyyide uygulanabilecektir.

Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; İ. 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 05.01.2007 tarih ve …/… değişik iş sayılı önleme araması kararının icrası kapsamında, olay günü saat 16.25 sıralarında H. istikametinden İ. istikametine seyreden ve ön kısmında plakası olmayan aracın durdurulduğu, yapılan aramada vites kutusu içinde 6136 sayılı Kanun kapsamında olan 1 adet tabanca ve 14 adet fişek ile şoför koltuğu kapısı iç cebindeki poşette çeşitli miktar ve vasıflardaki altınların ele geçirildiği, sanık M.O.’nun kamu görevlilerine kendisini E.D. olarak tanıtarak olay yakalama ve zapt etme tutanağının, doktor raporunun ve parmak izi basım formunun bu isimle düzenlenmesine sebebiyet verdiği ve sanık M.O.’nun gerçek kimliğinin parmak izi incelemesi sonucunda saptandığı olayda; sanık M. O.’nun, 6136 sayılı Kanuna muhalefet ve suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçlarından kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla E.D.’ye ait kimlik bilgilerini kullanması eyleminin, 5237 sayılı TCK’nın 268/1. maddesinde düzenlenen başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, sanığın başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçundan cezalandırılmasına ilişkin Yerel Mahkeme kararı ile bu hükmü onayan Özel Daire kararında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığından, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.

(CGK, 23.05.2017 tarihli ve 464-285 sayılı)