Kategoriler
CEZA HUKUKU

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ Jalloh / Almanya [BD], 54810 / 00, 11 Temmuz 2006

Cezai yargılamada 3. maddeye aykırı olarak toplanan delillerin kullanımı, söz konusu yargılamaların hakkaniyete uygunluğuna ilişkin ciddi konular doğurmaktadır. AİHM, somut davada, başvuranın işkence gördüğünü tespit etmemiştir. AİHM’nin görüşüne göre, şiddet eylemleri, vahşi eylemler veya işkence olarak tanımlanabilecek diğer muamele şekilleri sonucu elde edilen suçlayıcı delillere –ister itiraf şeklinde ister gerçek delil şeklinde olsun– ispat değerine bakmaksızın, hiç bir zaman mağdur kişinin suçuna kanıt olarak dayanılmamalıdır. Farklı yönde bir sonuç, ancak, AİHS’nin 3. maddesini oluşturanların yasaklamayı amaçladıkları ahlaki açıdan kınanması gereken davranışları dolaylı olarak meşrulaştırmaya veyahut Amerikan Yüksek Mahkemesi’nin Rochin davasında güzel bir şekilde ortaya koyduğu gibi … “vahşiliği hukuk peleriniyle örtmeye” hizmet eder. Bu bağlamda, İşkence ve Diğer Zalimane, Gayrı insani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 15. maddesinin, işkence sonucu verildiği tespit edilen ifadelerin, yargılamada, işkence mağduru aleyhine delil olarak kullanılmamasını öngördüğünü kaydetmiştir. Başvuranın maruz kaldığı muamele, işkence eylemlerine ait özel kusur kapsamında olmamasına rağmen, söz konusu koşullarda, 3. madde yasağı kapsamında yer alan asgari şiddet düzeyine varmıştır. İşkenceye varmayan kasıtlı kötü muamele eylemleri sonucu toplanan delillerin davada kullanımının, işlendiği iddia edilen suçun ciddiyetine, mağdurun davada kabul edilmesine ve kullanılmasına itiraz etmek zorunda kaldığı delillerin ve fırsatların önemine bakmaksızın, mağdur hakkındaki davayı adaletsiz kılacağı göz ardı edilemez. Bu davada, insanlık dışı veya küçültücü muamele olarak sınıflandırılan bir eylem sonucu toplanan delillerin kullanımının bir davayı doğrudan adaletsiz kılıp kılmayacağına ilişkin genel soru açık bırakılabilir. AİHM, yetkililerin, başvurana acı ve ıstırap verme gibi bir kastı olmamasına rağmen, delillerin, AİHS tarafından güvence altına alınan en temel haklarından birini ihlâl eden bir yöntemle elde edildiğini kaydetmiştir. Ayrıca, tartışma konusu tedbirlerle ele geçirilen uyuşturucuların başvuranın mahkûmiyetinin sağlanmasında belirleyici unsur olduğu taraflar arasında ortak nokta oluşturmuştur. Tartışma konusu tedbirle elde edilen ilaçların delil olarak kullanılmasına karşı, başvurana, kendisinin daha sonra faydalandığı itirazda bulunma imkanının tanındığı hususu gerçek olduğu gibi itiraz da görmemiştir. Ancak, başvurana emetizan (kusturucu ilaç) verilmesinin yerel hukuk tarafından yetkilendirildiğini değerlendiren ulusal mahkemeler, söz konusu delili kabul etmeme yönünde bir takdir yetkisi kullanamazdı. Ayrıca, başvuranın mahkûmiyetinin sağlanmasındaki kamu yararı, söz konusu delilin davada kullanılmasına izin verecek ölçüde önem- delillerin Kabul Edilebilirliği li olarak değerlendirilemez. Yukarıda kaydedildiği gibi, kullanılan tedbir, nispeten küçük ölçekli uyuşturucu satıcılığı yapan ve sonradan, ertelenmiş altı aylık hapis cezası ve şartlı tahliye alan bir sokak satıcısını hedef almıştır. Bu koşullar altında, AİHM, başvurana zorla emetizan verilmesi yoluyla ele geçirilen uyuşturucuların delil olarak kullanılmasının, başvuranın davasını bütünüyle adaletsiz kıldığı kararını vermiştir.